
DERVIŞIN ZIKRI HABER DERGİSİ'NE HOŞ GELDINIZ
Sevdiğiniz Her Şey Tek Bir Yerde
Büyümüz/Analiz Yöntemimiz İçin...
Adamlar-Hİkaye
https://www.youtube.com/watch?v=xgUe2Ssu7R8&list=RDMMxgUe2Ssu7R8&start_radio=1
Şimdilik Teorisyen değiliz: Değilim - Beyaz Olamadım Ama Kara Da Değilim - Anatolian Rock Cover
https://www.youtube.com/watch?v=rRY0le88tzw&list=RDMMxgUe2Ssu7R8&index=3
Kemalistlere, Sol Camia'dan: Havan Kime Oğlum ( Bu Şarkı Yaza Damgasını Vurur) - KonancMuzikol Aİ 2026 Studio Records
https://www.youtube.com/watch?v=CqR-F22lxdw&list=RDMMxgUe2Ssu7R8&index=2
Kemalistlere, içten...: Oy Gülüm Gülüm | Lo-Fi Rock OperaScream Anatolian Fusion | Dussel Yol
https://www.youtube.com/watch?v=TwWY8xjIp98&list=RDTwWY8xjIp98&start_radio=1
Büyümüz İndirgemeci Yöntemden Geliyor. Bütün Resmi Görebiliyoruz Böylece İndirgemeci Mantığın Sunduğu Şekliyle, Parçaların Eşsiz Sinerjisini Yakalayamama Handikapını da Dramaturgi ile Yeniyoruz.
Kullandığımız en önemli yöntem kavrama indirgeme ve merkeze alarak olaylara bakma yöntemi. BU 13 yaşından itibaren çıktığımız okuma eyleminde okuduklarımızdan ve temel Lise eğitimimizin fen ve matematik ispat teorilerinde yer alan yöntemlerden kaynaklanıyor kanaati içindeyiz, düşünme biçimimize rehber olmuş... Bir şeyi kavrama indirgersek uzlaşı noktalarını ve ayrıldığımız noktaları bulabiliriz böylece. Araştırmamızın temel dayanağı da nedensellik ve işlevsellik. Böylece işlev dışı olanı dışarda bırakıyor zihnimiz ve nedensellik bağı olan her şeyi sıralayabiliyor. Determinist bakış açısı da 20.yy'ın sonlarında Lise okumuş biri olarak milli eğitim tedrisatında vardı diyoruz. Yapıların organik bağla bağlı olup olmadığına da bakıyoruz. Eklektik olanı kolayca buluyor ve refüze ediyoruz. BU da Dramaturgi'nin katkısı ve hemen kavradığımız işlevsellik ilkesiyle uyumlu. İspat, bir sayı aralığı dahilinde uygualabilirliği olan matematiksel teorinin (büyük ve küçük sayılar arasında olan x'in) bu aralıktaki sayılara indirgendirdiğinde verdiği sonucun kaçınılmaz oluşuyla yapılır. Her teori bir sayı aralığına işaret eder çünkü. Bu ispat yöntemi kara düzen ispata kalktığında da çok işe yarar. Ancak sayı doğrusu üzerinde göstermek bu sayı aralıklarını ve formülü aynı şeydir aslında.
Kısaca:
1. İndirgemeci mantık (matematikte indirgemeciliğin temsilcilerinden B. Russell var örneğin)
2. Dramaturgi yani oyun analizinin temel durakları
3. İşlevsellik
4. Determinizm yani nedensellik bağı
5. Merkeze almak bir konuyu ve merkezden örmek (Zihin haritalamak deniyor bu yöntemi, Platon örnek verilebilir)
6. Yapıların organik bağ ile bağlı olup olmadığını bulmak ve böylece eklektik olanı refüze etmek.
7. Parçaların eşsiz sinerjisini de repliklere kadar var durum, olay analizleriyle aşıyorum yani Dramaturgi'yle.
Ondan sonrası hokus pokus ve analiz çıkıyor saptama ve çıkarımdan sonra.
7. İlerleyen süreçte çelişkilerin çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği var sayımı teorik yönergede olacağı için analizimizde karşıtların birliği ya da refüze edilen, yer değiştiren örneğin sınıfların çelişkisi gibi temel bağlamları yani çatışma halindekini bulma bağlamında işlevsel bir zihin pratiği yürütüyoruz. Böylece geleceğin bilgisi çıkıyor, Metin Madenciliği yapıyoruz kısaca.
Tüm araştırma yöntemimiz bunlar üzerine oturuyor ve bulmak kolay oluyor resmin bütününü. Zihnim böyle çalışıyor kısaca. Bu düşünme biçimi için Marx'a, Kenan Evren'e, Platon'a, Matematik Öğretmenlerime, birlikte ders çalışması eziyet olan ama ispatla anlatan matematik teorilerini Babam'a, okulum olan D.Ü GSF'ye ve okuduğum tüm kıymetli yazarlara teşekkür ederim.
Suriye Ekonomisi'ne Bakalım Şİmdi
2026'nın başında Esad portresi banknotlardan giderken iki sıfır atıldı paralardan. 040 TL 1 Suriye Lİrası'na eşit şu anda ve enflasyonu Suriyenin %11,35. Suriye'de işsizlik ise %13, 6 seviyesinde.
Suriye Üzerine, Irak-Suriye-Türkiye ve Eklenecek Olan Lübnan'ın Birleşmesiyle Neo Osmanlıcılık ve Gökalpizm'in Ahlakçı Tasavvuf Anlayışı Üzerine Bir Toparlama Yazısı ve Omurgasını Çıkarmak Gelecek Günlerin.
Türkiye ve tüm Suriye ile ilgili tüm ülkeler sanırız iki şeye dikkat edecek. ilk başlangıç iddiasıyla HTŞ'nın Suriyesi'nin İslam merkezli devlet olması için kendi oligarkını yaratması ve özelleştirmelerle oluşacak olan tekelci burjuvazinin yaratımında başarılı olması. Sanırım komprodor burjuvazi var ve uluslararası sermaye gruplarına entegre, sistemin devamını sağlayacak burjuva yaratımına gitmek zorunda. Var olan burjuva Esad rejiminin yarattığı askeri ve yönetim nüfuzuna sahip Alevi kesimle, Sünni burjuva ve Hristiyan hafif sanayiye dayalı burjuva. Müslüman Kardeşlerin kısaca, yani dilde olan taşra tüccarlarına ekonominin dayanacağı iddiası geçerliliği bulunmuyor. Türkiye tekstil sektörünü yönlendirmeye çalışıyor Erdoğan'ın beyanatlarına bakarsak. Telekominikasyon ağında da Suudi Arabistan var. Ama özelleştirmeleri kimin alacağı yaratılacak olan burjuvanın karakterini belirleyecek. Burjuvanın karakteri de laiklikle bağını belirleyecek kuşkusuz. Müslüman kardeşler çevresinde yer alıyor El Şara hükümetinin, sütun olarak entegre edilmekten uzak tutulmuş. Tom Barrack'ın bugün Halk TV'ye düşen ve bizim de paylaştığımız Suriye-Türkiye-Irak'ın kader birliği anlamında yorumlayacağımız ve ABD iradesinin irtibat noktası olacak olan ülke ise hangisi sorusuna Trump'ın İbrahim Anlaşmalarını dayatmasıyla İsrail cevabı veriliyorsa gizli bir açıklıkla, neo Osmanlıcı yaklaşıma normalleşmiş bir Türkiye-İsrail onayı üzerinden varılabileceği ve bu irtibat noktasının Türkiye kadar İsrail de olduğu kanısına kapılabiliriz. Sonuçta komşu olacak olan Türkiye ve İsrail'in sorunlarını çözmüş olması bekleniyor kanısı içindeyim. Lübnan da kuşkusuz bu kervana katılacak Güney Lübnan hariç, toprak bütünlüğü tartışmaları yapılacak olsa da Lübnan için İsrail'in Suriye-Lübnan birleşmesinde Güney LÜbnan'a güvenlik açısından genişleyeceği kanaati içindeyim. Kısaca yaklaşık 8 milyonluk İsrail, Güney Lübnan ve Filistin'deki genişlemesiyle ilerlerken Türkiye Suriye-Irak, Lübnan birleşmesiyle İsrail'e komşu olacak. Ortadoğu'nun iki belirgin karar alıcısı konumunda olacak. BU Türkiye'nin yarı sömürge Osmanlı Dönemi'nin bir devamı olacak kuşkusuz Alt Emperyalist kalmaya devam etmesiyle de. Tabii ki bu Büyük Güç'e evrilmiş demek olacak toprak genişlemesiyle bir anlamda. Ve Filistin'in çok ufak bir kısmı Sahil Beldesi'ne dönüşecek sembolik anlamını koruyacak.
Peki bu taşlar Ürdün'ü de hareket ettirir mi? Ürdün Filistin olduğu iddiasını taşıyan kökeni Filistin sürgününe uzanan azınlığıyla ve ABD Bağışlarına muhtaç da olan ekonomik sistemiyle şimdilik dillendirilmeyen ülkesel tehdit altında orta vadede olabilecek bir ülke. Ancak Ürdün'ün monarşik yapısı ve İbrahim Anlaşmaları içinde bulunuşu onu koruyacaktır. İyi bir müttefik aslında Ürdün.
Türkiye ve İsrail anlaşma zemininde ortaya süreceği şeylerin çok olması için ve B Planı için birbirini kuşatma oyununa kısa vadede devam edecek görünüyorsa da İbrahim Anlaşmalarının dayatılması Türkiye ve İsrail'i yakın dönemde başkanlar düzeyinde de bir araya getirecektir. Kısaca baktığımız Ortadoğu haritası kısa vadeli bir harita.
nasıl bir laiklik bekliyor bu coğrafyayı Türkiye motor gücüyle sorusunun cevabı ise Ziya Gökalp de saklı. Tasavvuf'a indirgenecek olan radikal İslam böylece Ilımlı İslam'a dönüşecek ve laiklikle uyumu gerçekleşmiş olacak Halifelik yeniden bu coğrafyada Türkiye'ye stratejik zorunluluk olarak sokulacak olmakla birlikte.
Bu durumda Ziya Gökalp'in Laiklikle uyumlu Ahlakçı Tasavvuf'u hakkında Taha Parla'nın kitabından birkaç hatırlatma yapalım: Teolojik kısmıyla Müslümanlığın ilgilenmeyen Ziya Gökalp'in Ahlakçı Tasavvuf anlayışı toplumu birleştiren bir maya görevi görüyor. Toplumun bireye üstün olduğu savı, İslam dininin solidarist, dayanışmacı mantıkla maya görevi görmesi, Türk şiarından ödün vermeden merkezi otoriteyi eline alacak olan Türk hükümdarlığı ve bir miktar karma da olacak olan bürokrasisiyle Türk'ün Batı'ya uyumlu olduğu savını öne süren anlayışıyla Ziya Gökalp'i takip eden AK Parti-MHP bileşeni, İslam'ın da Türk penceresinden Batı uygarlığıyla uyumlu olduğu kanaatini geliştirecek. Böylece Laiklik yaşamsal form anlamında sorun teşkil etmeyecek. Gökalp İslamiyet'i içinde bulunduğu koşullara bağlaı ve değişebilir görüyordu. Erdoğan'ın 2018 yılında 8 Mart'da yaptığı günümüz koşullarına Kur-an'ın uyarlanması gerektiği iddiasıyla da bu durum örtüşüyor. İslami örf'ün dogmaya üstün olduğu kanaati taşıyan Gökalp olayı toplumsal vicdana indirgediği için laiklikle bağ kurmaktadır. Böylece din sekülerleştirilmiş oluyor. Taha Parla, bunun A.Comte'dan çok uzak olmadığını belirtiyor. Bud urumu revizyonist yönlerini atlamadan ele almak gerekiyor yani İslam'i geleneksel yaşantının kısaca örf'ün dogmalara (ayet ve hadislere) üstün geldiği ve toplum vicdanının öncelikli olduğu savı, Kura-ın çağa uydurulması savıyla seküler bir anlam kazanıyor. Böylece Batı değerlerine ters olmayan bir İslam'la karşı karşıya kalıyor halk ve soliderist anlayışı yani dayanışmacılık ruhu oluyor. Liberal Demokrasi de öldüğü için bireyin üstünlüğü savının yerine geçen toplumun bireyin önüne geçen anlayışı Batı'dan çok eleştiri alınacak sanırım uygulandığında. Ancak Kur-an'ın yeniden yorumlanmasında bireye dönük atıf yapılırsa en temel özgürlük olan bireyin öncülüğü korunmuş olur. Din cephesi böyleyken siyasal alanın ise laik olması gerektiği kanaati içindeydi Gökalp. şeyhülislamlığın bu açıdan kaldırılmasını önermiştir. Böylece dinsel mahkemelerin kaldırılmasını, eğitimin Mİlli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmasını önermiştir. Böylece adalette birlik ve dinden arındırma ve eğitimde sekülerlik istenmiş. Müftülerin seçeceği bir Halife öngören Gökalp laik kurumlardan bağımsız düşünmüştür Halife'yi. Kendi konferanslarını gerçekleştirecek ancak sistemde merkezi bir yer tutmayacaktır. Böylece bu Yeni Türkiye'nin içinde herkes olabiliyor AK Parti ve MHP bunu gerçekleştirirse. Adalet Bakanlığı ve siyaset kurumu laik kalıyor ve din dersleri olmakla birlikte Mİlli Eğitim'de. Kaldı ki birleşme gerçekleştiğinde gayr-ı Müslüm azınlıkların sayısı genişleyeceği için siyaset ve adalet ve milli eğitim'in laik olması gerekiyor. Bu bir paradigma değişikliği kısmen ve aslında Eski TC'yle AK Parti pratiğinin sentezi. Hilafetin geleceği Yeni Türkiye'ye kanımızca padişah da gelmemeli. Demokrasi Batı demokrasisi açısından oldukça sorunlu olsa da demokrasi yaşayarak öğrenilen bir şeydir ve cumhuriyet kalmalıdır.
Tasavvuf anlayışı da Knat'ı da içine alan bir dizi idealist felsefeciyi ve MUhittin Arabi'yi çerçevelemektedir. Eşyanın bir de dışsal gerçekliği vardır. nesnenin ya da eşyanın dışsallığı sansasyonalist bir eğilim getiriyor Göklap'e göre olması gereken olması gerekeni de kavramak olarak bir üst makamdan bahsediyor. Kant'taki ikilik, determinizme yani nedensellik bağına sıkı sıkıya bağlı oluşu bilginin ve pratik akıl olan ahlakın ve ödev bilincinin nedenselliğe boyun eğmeyeceği ve özgür irade oluşu nedeniyle laikle bağ kurması ve ahlakı öncellemesi, herkesi bir parça Kant'ın idealizmini düşünmeye itecek coğrafyada. Böylece laiklikle bağ kuran Gökalp, İslam'ı da ahlak temelinde ele almış oluyor. Böylece görev bilinci seküler tanımından alınıp İslam'a atfedilmiş oluyor ve Muhittin Arabi'nin ubudiyet anlayışı olan kulluk kavramına dönüşüyor. İlahi nizamın aktif uygulayıcı olan kul, insanı kamil olma sorumluluğuyla, sorumluluk meselesi ana yayılıyor. Böylece bireyin devlete karşı yükümlülüğünde kulluk öne çıkıyor. Genç Ortaçağ Dönemi için de özellikle Aydınlanmacı Kemalizm'den geçiş için de iyi bir başlangıç oluyor bu. Sonra ver elini skolastik düşünce. Çünkü çağ Yeni Ortaçağ'a giriyor. Bu çatıya çok çalışmışlar.
Peki arada bir yılan başı gibi İran ne olacak? İran, bir kaç yıl daha nefes alacak mı çökmüş bir halde ve Türkiye'nin hazır olması mı beklenecek. Ancak şu gerçek ki ABD'nin Asya'daki yayılımı için İran'ın düşmesi gerekiyor.
Şiiliğin Hizbullah merkezinden çıkarak dönüşümü gerekiyor. Irak'daki durum da bu minvalde. Şii silahlı gruplar Irak'da silah bırakmayı kabul etmiş, entegre edilmeyi kabul etmişler böylece, Irak Hizbullah'ı hariç. Bu durumda Irak özelinde Hizbullah'a yönelik operasyonları görmek mümkün olacak. (https://www.cnnturk.com/video/dunya/hizbullah-hayir-dedi-irakta-silah-krizi-suruyor-3426115)
MHP yukarıda saydığımız neo Osmanlıcı yönelimde ikna edeni olarak görünüyor. Peki Perinçek burda nasıl konumlanacak. Bir devrime yürüdüğümüzü Bayram'da söyleyen Perinçek, Asya'da bir uygarlığın yükseldiğini söylerken Ortadoğu'daki değişimin ayırdında mı değil, ya da alt katmanı olarak ABD'nin görev yapacak olan bu Yeni Türkiye'si Asya'da da hakimiyet mi kuracak. Rusya ve Çİn Türkiye topraklarına giren Ortadoğu ve Asya çerçevesinde izole edilmiş oluyor. ABD'nin alt katmanı olarak Büyük Güç (!) ama yarı sömürge oluşunu burjuva sorununu çözmediği sürece aşamamış oluyor. Ortadoğu Valiliğine oturuyor adı konmamış Dünya Devleti'nde. Diğer adıyla da İmparatorluk oluyor yeniden.
Her şey ama her şey kamuoyunun tartışmasına açılır. Devlet Bahçeli'nin beyanatları da bu minvaldedir hükümet yetkililerin basın önündeki açıklamaları ve eylemleri de. Biz de bu tartışma zemini içinde resmi görmeye çalışıyoruz. Ben kader biçmiyorum, titizlikle hazırlanmış Türkiye kaderinin ne olduğunu buluyorum. Teorisyeni ben değilim doğal olarak.
Görevi Irak'ı kapsayacak şekilde genişletilen Tom Barrack, Türkiye-Irak-Suriye için ortak çıkar doğrultusunda ortak refah ve tek bir tutarlı düzen açıklamasında bulunmuş. Bu, Türkiye'nin neo Osmanlıcı politikalarının cevaz aldığı kanısına kapılmamız anlamına geliyor. Ancak üç ülke için ortak bir ABD irtibat noktasından da bahsetmiş.
Suriye'de Müslüman Kardeşlerin Yeni Sisteme Entegrasyonu
Google Al'ın derlediği:
Suriye'de geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara yönetimindeki yeni rejime Müslüman Kardeşler'in entegrasyonu, gergin ve taktiksel bir ateşkesle tanımlanıyor. Esad hükümetinin düşmesinin ardından, yeni yetkililer, devlet kurma çabalarını karmaşıklaştırmamak için Müslüman Kardeşler'den örgütünü feshetmesini ve bağımsız siyasi faaliyetlerine son vermesini gayri resmi olarak talep etti. Mevcut Dinamikler Örgütsel Durum: Müslüman Kardeşler, geçişi kamuoyu önünde memnuniyetle karşıladı ve kendisini yeni düzenin "sadık bir destekçisi" ilan etti. Ancak, siyasi kanadı olan Ulusal Adalet ve Anayasa Partisi'ne yasal statü verilmedi. Kurumsal Rol: Yetkililer, Müslüman Kardeşler'i resmi bir yönetim organı olarak genel olarak dışladı. Yeni İslamcı liderliğindeki geçiş hükümeti birçok eski muhalif figürü bünyesine kattı, ancak Müslüman Kardeşler merkezi yönetimin entegre bir sütunu olmaktan ziyade daha çok çevrede faaliyet gösteriyor. Karşılıklı Şüphe: Kapalı kapılar ardında derin bir güvensizlik devam ediyor. Yeni rejim, grubu potansiyel uzun vadeli bir siyasi tehdit olarak görüyor, sık sık bağımsız seferberliğe karşı uyarıyor ve bunun yerine gücü kendi küçük liderlik çevresinde pekiştiriyor. Sivil Vizyon: Devlet yetkilileri tarafından dağılması yönünde çağrıda bulunulmasına rağmen, Müslüman Kardeşler, değişen Suriye ortamında ılımlı bir siyasi ses olarak konumlanmaya çalışarak, "adalet, demokrasi ve eşit vatandaşlığa dayalı modern bir sivil devlet" çağrısında bulunan bir manifesto yayınladı. 5 site İslamcılar İslamcılara Karşı - Geçiş Dönemindeki Suriye 15 Mayıs 2026 — İslamcılar İslamcılara Karşı * 8 Aralık 2024'ten kısa bir süre sonra, Müslüman Kardeşler illerde ofislerini yeniden açmaya ve yeniden bağlantı kurmaya başladı... Geçiş Dönemindeki Suriye Suriye'nin Geçiş Hükümeti 30 Ara 2024 — Müslüman Kardeşler'in eski bir üyesi olan El-Kadiri, 10 yıl hapis yattı (2008-2018). Serbest bırakıldıktan sonra “Salva...Alma Araştırma ve Eğitim Merkezi”ne katıldı. “Müslüman Kardeşler Suriye'nin yeni düzeninde yer bulabilir mi? - Jordan Times 26 Mayıs 2025 — Bu çelişki, cihatçı grupların geçici bir güvenlik tehdidi oluşturduğu yönündeki resmi Arap algısını vurguluyor... Jordan Times Suriye Müslüman Kardeşler, Esad sonrası siyasi dönüş sinyali verdi 13 Ağu 2025 — Bir bakışta. - Suriye Müslüman Kardeşler, Esad'ın düşüşünden sonra yeni İslamcı liderliğindeki yetkililere destek verdiğini açıkladı... BBC Monitoring Tümünü göster
Müslüman Kardeşler ve Taşra Tüccarları
Google Al'ın derlediği:
Müslüman Kardeşler, tarihsel olarak Suriye'nin kentli, geleneksel tüccar sınıflarının siyasi ve ideolojik sesi olmuştur. Küçük işletme sahipleri ve taşra tüccarları, ortak dini değerler, laik sosyalist politikalara karşıtlık ve ekonomiye devlet müdahalesine direnç etrafında birleşerek grubun temelini oluşturmuştur. Tarihsel Bağlar ve İdeolojik Uyum Temel Kökler: 1940'larda kurulan Suriye Müslüman Kardeşler, liderliğini ve desteğini Şam, Halep ve Hama gibi şehirlerin muhafazakar, eğitimli ve iş odaklı sınıflarından almıştır. Ekonomik Çıkarlar: Taşra tüccarları ve Kardeşler, Baas Partisi iktidara geldikten sonra dayattığı milliyetçi ve sosyalist gündemlere karşı özel mülkiyet, serbest girişim ve İslami bankacılık ilkelerini savunmada birleşmişlerdir. Ortak Değerler: Kentli tüccarlar ve zanaatkarlar, tarihsel olarak Suriye'deki en dindar sınıf olmuştur. Müslüman Kardeşler'in üst kademelerini oluşturan din alimleri (ulema) ile ortak bir yaşam tarzı ve temel değerleri paylaşıyorlardı. Baas Rejimi ile Çatışmalar Sosyalist Ele Geçirmeler: Baas Partisi 1960'larda iktidarı pekiştirdiğinde, işletmeleri büyük ölçüde millileştirdi, tarım arazilerini yeniden dağıttı ve dini figürleri büyük ölçüde kısıtladı. Bu, tüccar-Müslüman Kardeşler ittifakının ekonomik ve sosyal çıkarlarına doğrudan bir saldırıydı. Şehir Protestoları: Gerilimler 1960'lar ve 1970'lerde zirveye ulaştı. Örneğin, 1967'de devlet yetkilileri dine saldıran açıklamalar yaptığında, büyük ticaret merkezlerindeki (Şam'ın Midan mahallesi gibi) tüccarların yaklaşık %70'i, Müslüman Kardeşler'in desteğiyle protesto amacıyla dükkanlarını kapattı. Baskı: Kaynayan çatışma, 1970'lerin sonlarında ve 1980'lerin başlarında açık savaşa dönüştü. Esad rejimi, Müslüman Kardeşler'in silahlı kanadını ezdi ve bu durum, grubun liderliğini ve destek tabanını yerle bir eden 1982 Hama katliamıyla doruk noktasına ulaştı. Miras ve Evrim Akrabalık Yoluyla Hayatta Kalma: 1982'deki baskıdan sonra, resmi Müslüman Kardeşler örgütü yasa dışı ilan edildi ve sürgüne zorlandı. Ancak, gayri resmi aile ve taşra tüccar ağları aracılığıyla onlarca yıl sessizce varlığını sürdürmeyi başardı. 2011 Ayaklanması: 2011 ayaklanması başladığında, Müslüman Kardeşler, büyük ölçüde taşra merkezlerindeki tarihi ağlarını kullanarak insani yardım sağlamak ve siyasi koalisyonlar kurmak suretiyle Suriye içinde sürgünden yeniden varlık kurmaya çalıştı. Ancak, on yıllarca süren iç değişimler ve diğer muhalif ve militan grupların yükselişinden sonra, yeni, genç protestocu ve tüccar nesline olan çekiciliği, tarihsel hakimiyetine kıyasla sınırlı kaldı.11 siteSiyasi İslam, Müslüman Kardeşler ve İstihbarat Savaşları1 Haz 2019 — Sayfa 8 * 1970'lerin ikinci yarısından itibaren, Suriye Müslüman Kardeşler, Baas rejimine karşı mücadelesini yoğunlaştırdı...DergiParkSuriye'deki Müslüman Kardeşler29 Tem 2019 — Kitap açıklaması. 1946'da ülkenin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Suriye siyasetinin her aşamasında rol oynayan Müslüman Kardeşler... Cambridge University Press & Assessment Suriye Müslüman Kardeşler ve Şiddet (Bölüm 4)* 116 Bu, büyük ölçekli işsizliğe yol açtı ve Hafız Esad'ın ekonomik stratejilerinin doğruluğu hakkında soruları da beraberinde getirdi... Cambridge University Press & Assessment Suriye Müslüman Kardeşler: Kenarda - Orta Doğu Enstitüsü 24 Eylül 2013 — Tarih, herhangi bir siyasi hareket üzerinde ağır bir etkiye sahiptir ve Suriye'deki Müslüman Kardeşler de farklı değildir. Seksen yılı aşkın bir süredir, grup... Orta Doğu Enstitüsü Tümünü göster
Suriye Burjuvazisinin ideolojik Taşıyıcısı Kimdir?
Google Al'ın derlediği:
Suriye burjuvazisinin ideolojik taşıyıcısı tek tip bir varlık değil, Suriye devletinin ve siyasi ekonomisinin daha geniş aygıtıyla iç içe geçmiş iki temel, rekabetçi siyasi ve ekonomik çerçeve arasında bölünmüştür. 1. Neo-Baasçılık ve "Esadizm" İdeolojik Köken: İktidardaki Arap Sosyalist Baas Partisi'ne dayanmaktadır. Tarihsel olarak pan-Arabizm ve devlet kontrolündeki, "planlı sosyalist" bir ekonomi tarafından yönlendirilen bu ideoloji, rejim yandaşları, politikacılar ve "devlet burjuvazisi" (kamu sektörünü ve istihbaratı yöneten elitler) tarafından servet birikimini meşrulaştırmak için kullanılmıştır. Neoliberal Dönüşüm: Beşar Esad döneminde bu taşıyıcı "sosyal piyasa ekonomisine" evrilmiştir. Bu ideolojik değişim, resmi olarak serbest piyasa kapitalizmini "sosyal adalet" ile dengeledi, ancak pratikte yeni, yandaş kapitalist burjuvazinin küresel pazarlara entegre olması ve kapsamlı özelleştirmeyi takip etmesi için bir vektör görevi gördü. Kaynak: Suriyeli kapitalistlerin Baas rejimiyle nasıl başa çıktığına dair tarihsel bağlam için MERIP'in Burjuvazi ve Baas hakkındaki makalesini okuyun. 2. Siyasi İslam ve Geleneksel Sünni Tüccar Sınıfı İdeolojik Köken: Tarihsel olarak, geleneksel tüccar ve kentli iş elitine yakından bağlı olan Suriye siyasetinin muhafazakar, ortodoks kanadı tarafından temsil edilir. Siyasi Taşıyıcı: Suriye Müslüman Kardeşler ve çeşitli muhafazakar İslami akımlar, geleneksel olarak burjuvazinin bu kesimi için ideolojik çerçeve görevi görmüştür. Dinamikler: Bu grup özel mülkiyet haklarını, serbest girişimciliği ve Sünni ticari ağları savunur ve tarihsel olarak Baas rejiminin devlet sosyalist ve laik politikalarına karşı çıkmıştır. 3. Ekonomik Pragmatizm (Komprador Burjuvazisi) Doğası: Şam ve Halep gibi şehirlerde merkezlenmiş büyük tüccar ve iş dünyası sınıfı, tarihsel olarak değişken bir siyasi hizalanma sergilemiştir. İdeoloji: İktidar gücünden bağımsız olarak, birincil ideolojik taşıyıcıları neoliberalizm ve küresel entegrasyon olmuştur. Yabancı yatırımları kolaylaştırmak ve uluslararası pazarlarla gerekli bağlantıları sürdürmek için siyasi olarak tarafsız teknokratlar gibi davranırken, tekelleri için devlet koruması arayarak "kültürel kod değiştirme"ye güvenirler. Bu sınıfın otoriter işbirliği ve ekonomik hayatta kalma arasında nasıl faaliyet gösterdiğine dair daha derinlemesine bir inceleme için, Middle East Critique'de yayınlanan Suriye'nin Devlet Burjuvazisi hakkındaki makaleye bakınız.
Suriye'de Sermaye Birikimi Kimlerin Elinde, Mevcut Burjuva Kim?
1. Sünni Arap İŞ Dünyası
2. Sünni İŞ Dünyası'yla evlilikler yoluyla ve iş ortaklıkları yoluyla yönetimi paylaşan eski Alevi azınlık.
3. Hafif sanayi, dış ticaret ve ileri teknoloji sektöründe paya sahip Hristiyan Azınlık.
4. Müslüman Kardeşlerin taşra tüccarlarıyla olan evlilikler yoluyla gelişen birliği ise çevresinde kalan HTŞ'nin hükümete bir sütun olarak entegre edilmeyen yapısıyla atıl, kendi halinde kalacak olan bir yapı gibi görünüyor ayrıca. Ayrıca şüpheci yaklaşımıyla da her iki tarafın ve Arab Dünyası için tehdit olduğu algısıyla da Müslüman Kardeşlerin uzak durdukları bir örgütlenme olarak ele alınması gerekiyor.
Suriye'de Sermaye Birikimi Hangi Etnik, Dini Yapının Üzerinde Yoğunlaşmıştır?
Google Al'ın derlediği:
Suriye'deki sermaye birikimi, tek bir demografik gruba özgü olmaktan ziyade, siyasi ve iş dünyası elitini birbirine bağlayan karmaşık bir askeri-ticari ağda yoğunlaşmıştır. Servet ve ekonomik kontrol esas olarak şu gruplar arasında dağılmıştır: Sünni Arap İş Dünyası Eliti: Tarihsel olarak, Şam ve Halep gibi büyük şehir merkezlerinden gelen geleneksel, ağırlıklı olarak Sünni tüccar ve sanayi burjuvazisi egemen olmuştur. Rejimin "kayırmacı kapitalist" ekonomik reformları, büyük ölçüde Sünni olan bu şirket ve tüccar sınıfını büyük ölçüde güçlendirmiştir. Alevi Siyasi ve Askeri Sınıf: Alevi azınlık, güvenlik aygıtını ve üst düzey devlet yönetimini kontrol etmiştir. Bu topluluk, tarihsel olarak marjinal kırsal kesimlerden önemli siyasi güce sahip bir konuma geçiş yapmış ve Sünni iş dünyasıyla evlilik ve iş ortaklıkları yoluyla bu konuma ulaşmıştır. Hristiyan Azınlıklar: Hristiyan topluluklardan (örneğin Yunan Ortodoks ve Ermeni) gelen iş aileleri, tarihsel olarak dış ticaret, hafif sanayi ve ileri teknoloji sektörlerinde önemli bir paya sahip olmuştur. Gelişen sınıf dinamikleri ve ekonomik aktörler hakkında daha derinlemesine bilgi için, BTI Dönüşüm Endeksi Suriye Ülke Raporu ve Carnegie Uluslararası Barış Vakfı analizini inceleyebilirsiniz.
Bu Durumda Erdoğan Suriye Kurulurken Uluslararası Sermayeye Göbeğinden Bağlı. Türk Burjuvazisini Konumlandırmakta Geç Kalırsa Suriye'de Yarışı Kaçırmış Olacak ve Diktatörlük Kurarak Hükümetle Yani Türkiye ile Uyumlu Sermaye Sınıfı Gözetecek. Bu da Erdoğan'ın Kaçış Noktası.
1. Devlet Bankalarının özelleşmesiyle tekelci burjuvazi yaratacak olan El Şara, uluslararası sermayeye entegre holdingler vb. aracılığıyla SUriye ekonomisini bu elitlere yaslayacak.
2. Bir ikinci olay da kendi oligarkını yaratacak olması.
Bunları söylemiştik. Ancak Erdoğan, Türkiye burjuvazisini Suriye'ye çekmezse, otokratik yönelimli El Şara kaldığı süre boyunca otokrat olacak olan ve Türkiye ile uyumlu sermaye sınıfını zorlayan bir yol izleyecek. Oysa ülek kurulurken ilk yapması gereken şey Suriye burjuvazisinin oligarklarıyla tekelci burjuvazisini biçimlendirmek. Bu o zaman, Türkiye'ye sadık ve Yeni Türkiye'nin prototipi olan Suriye'nin yaratımı anlamına gelebilir. Şayet uluslararası sermayenin dağılımı seküler Suriyeli ve etnik kökeni farklı cenahı da işin içine katarsa demokratikleşmesinden başka çare kalmayacak. Onun dışında 2000'lerde finans sektörü ile büyümüş taşra tüccarları sınıfı büyük bir balon olarak duruyor Suriye ekonomisinin bel kemiği için.
Burda taşra tüccarları için parantez açalım. HTŞ ve El Şara, Müslüman Kardeşlerle birlik oluşturan bu taşra tüccarlarını çevresine almış bir sütun olarak hükümete entegre etmemiş ve dağılmasını istemiş birliğinin. Bu açıdan, şüpheleri de içinde barındıran bu durum yani yeni bir istikrarsızlık durumu balon olan doğası gereği burjuva yapılanmasında Suriye'nin atıl bir yere denk geliyor. BU şüphecilik merkezinde Müslüman Kardeşlerin taşra tüccarlarının aynı minvalde kalarak sisteme tehdit oluşturamaması için çalışılacağı kanaati içindeyim.
Suriye'de Sosyal Sınıflar
Google Al'ın derlediği:
Suriye'deki sosyal sınıflar geleneksel olarak zenginlik, eğitim, aile soyu ve meslek statüsünün birleşimiyle tanımlanmıştır. 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başlarındaki on yıllarca süren ekonomik liberalleşme, Suriye iç savaşının derin sosyo-ekonomik etkileriyle birleşerek bu yapıları yeniden şekillendirmiştir. Suriye toplumu genel olarak şu katmanlara ayrılmıştır: Şehir Elitleri ve Tüccar Sınıfı: Tarihsel olarak Halep ve Şam gibi büyük ekonomik merkezlerde yer almaktadır. Bu grup, zengin iş sahiplerini, büyük tüccarları ve önde gelen sanayicileri içerir. 2000'li yıllardan sonra bu sınıf, devlet bürokrasisi ve üst düzey siyasi figürlerle yakından bütünleşmiştir. Eğitimli Orta Sınıf: Sosyal statülerini oluşturmak için ileri eğitime dayanan profesyonellerden oluşur. Buna doktorlar, mühendisler, avukatlar, akademisyenler ve orta düzey memurlar dahildir. Bu sınıf, yüksek öğrenime ve kurumsal saygıya büyük önem vermektedir. İşçi Sınıfı ve Şehir Yoksulları: İşçilerden, zanaatkarlardan ve hizmet sektöründe çalışanlardan oluşmaktadır. 1990'lardan önce bu sınıf bazı sosyal güvenlik haklarından yararlanıyordu, ancak ekonomik liberalleşme onları ciddi şekilde marjinalleştirdi. Bu gruptakilerin çoğu, çatışma sırasında orantısız bir şekilde zarar gören büyük şehirlerin gayri resmi, işçi sınıfı banliyölerinde yoğunlaşmıştı. Kırsal Köylüler ve Tarım İşçileri: Geleneksel olarak kent sakinlerinden farklı olan bu grup, öncelikle çiftçiliğe ve el emeğine dayalı tarımsal işlere bağımlıdır. Birçok kırsal alan ciddi bir az gelişmişlik yaşadı ve bu durum, göçü kentsel merkezlerin gayri resmi, alt sınıf çevrelerine doğru itti. Son geçişlerin ve demografik değişimlerin bu grupların günlük yaşamlarını ve statülerini nasıl etkilediği hakkında daha fazla bilgi için, Rosa-Luxemburg-Stiftung'un Suriye'deki sınıf dışlanması üzerine yaptığı analize bakın.5 siteSuriye'de Sınıf ve Dışlanma - Rosa-Luxemburg-StiftungSuriye rejimi 1990'larda ekonomik liberalleşme programını başlattığından beri, tüccar sınıfı yeniden ortaya çıktı ve...Rosa-Luxemburg-StiftungSuriye - TOPLUM YAPISI - Ülke ÇalışmalarıBir azınlık grubu içinde yüksek derecede entegrasyon ve homojenlik olmasına rağmen, grubun tamamına genellikle bir...Ülke ÇalışmalarıSuriye - Temel Kavramlar - Kültürel Atlas1 Oca 2016 — Çoğu Suriyeli kendini Arap olarak tanımlasa da, ülke aynı zamanda büyük bir etnik çeşitlilik de içeriyor. Birçok Iraklı ve Filistinli göç etti...Kültürel Atlas Rehberi: Suriye'nin çeşitli azınlıkları - BBC News 9 Aralık 2011 — Ancak, Aleviler bir topluluk olarak avantajlı bir konumda görülmüyor. ...BBCTümünü göster
Geri bildirim gönder
Suriye'nin Toprak Burjuvazisi ve El Şara
Google Al'ın derlediği
Suriye'nin geleneksel toprak sahibi burjuvazisi ile Ahmed el-Şara'nın (eski adıyla Ebu Muhammed el-Culani) yönetimi arasındaki ilişki, ülkenin ekonomik ve siyasi manzarasında büyük bir değişime işaret ediyor. Tarihsel olarak 1960'lardaki sosyalist eğilimli Baasçı toprak reformlarıyla yerinden edilen eski toprak sahibi elit, geçiş dönemi yetkilileri altında teknokratik ve iş odaklı bir yönetim döneminde yol alıyor. Eski Elit ve Devlet Reformu Tarihsel Bağlam: 1963 Baasçı darbesinin ardından, geleneksel feodal ve toprak sahibi elit, büyük topraklarının çoğunu devlet el koymasıyla kaybetti. Kültürel prestijlerini ve meşru ticarette bir miktar zenginliklerini korurken, siyasi olarak marjinalleştirildiler. Esad Dönemi: Kırk yılı aşkın bir süre boyunca, Esad rejimi, yandaş kapitalizmi, özelleştirme ve yeni patrimonyal ağlar aracılığıyla iktidara derinden bağlı yeni bir burjuva sınıfı yarattı. El-Şara Döneminde Değişim: Esad rejiminin çöküşüyle birlikte, El-Şara liderliği Şam elitleri ve uluslararası iş çevreleriyle ilişkileri yeniden kurmak için aktif olarak çaba sarf etti. Teknokratik ağlar, bankacılık uzmanları ve uzun süredir sürgünde olan reformcular, bu fırsatı değerlendirerek etkilerini geri kazanmaya ve yenilenmiş ekonomik liberalleşme için baskı yapmaya çalışıyorlar. El-Şara'nın Ekonomik Yaklaşımı Pragmatik Teknokrasi: Suriye ekonomisinin büyük yapısal yatırıma ihtiyaç duyduğunu kabul eden yeni yönetim, iş dostu, teknokratik bir strateji benimsemiştir. Rejim Geçişi: El-Şara hükümeti, yönetimlerine meşruiyet, güvenilirlik ve operasyonel kapasite sağlamak için geleneksel tüccar sınıflarına yönelmiştir. Bölgesel Yeniden Yapılanmalar: Yönetimin tabanı, siyasi gücün coğrafi merkezinde geleneksel Esad kalelerinden önemli bir kaymayı temsil eden İdlib ve Halayet gibi bölgelerden gelen aktörlere büyük ölçüde dayanmaktadır. Daha fazla çalışma için kaynaklar, Suriye'nin finansallaşmasının ardındaki bankacılık ağları üzerine Noria Araştırması'nın analizi ve Century Foundation tarafından sağlanan siyasi yorumlar aracılığıyla bulunabilir.
Kamu Banklalarını Özelleştirecek Olan El Şara Tekelci Burjuvazi de Yaratacak Doğal Olarak.
Sermayenin büyük şirketler, bankalar ve holdingler elinde merkezileşmesinin önüne açacak olan El Şara, çok uluslu şirketlere bunları entegre edecek kuşkusuz. Mesele sermayenin karakterinin ne olacağı yönünde toplanıyor. Böylece bir kez daha görünen o ki piyasadaki rekabeti sınırlandırarak üretim ve pazar payını kontrol edecekleri için taşra tüccarları hüsrana kapılacak. Bu iddia edildiği gibi yandaş kapitalizme karşı başkaldırı olarak başladığı iddia edilen iç savaşın fırsatlar dünyası yanılsamasıyla başka bir diktatörlüğe yol açması mümkün olacak gibi görünüyor piyasaya girecek olan oyuncuların çokluğuyla bu dengelenebilir tabii. Bu arada Suriye'ye girecek olan her sermayedarın karakteri ve kendi iç dinamikleri İslam ülkesi olup olmamasını ya da İslami diktatörlük taşıyıp taşımamasını da belirleyecek ülkenin. Bu durumda ekonomi ayakları arasında önemli yer tutan tarımın yani toprak burjuvazisinin oyu çok önemli bu başdöndürücü olacak olan değişimde.
El Şara Kendi Oligarklarını Yaratmaya mı Hazırlanıyor?
Oligarşi, bir kez iktidarı ele geçiren ve bırakmak istemeyen cenah için kullanılıyordu. Bu açıdan Kemalistler de Türkiye'nin oligarklarıdır demiştik. Suriye'de ise Esad rejiminin tekel yaratan yandaş kapitalizm olarak adlandırılan ekonomisinin yarattığı oligarklar Esad devrilse bile ülkeyi almak için çabalamayacağının garantisi nedir diye soruyoruz. Her rejim kendi oligarkını doğuruyor aslında. Bu bağlamda İslami oligark yaratması muhtemel kalıcı olmayı düşünüyorsa El Şara. Sermaye birikimi büyümenin üzerinde gerçekleştiğinde servet çok küçük bir azınlığın elinde toplanıyordu bu da oligarkların doğmasına neden oluyordu. Özelleştirmeye gidecek olan El Şara, kendi eliyle oligarkları mı yaratacak bu taşta tüccarına dayanan ekonomi yalanı balon mu? Teknokratların özelleştirmeden hisse alıp almayacağı da ayrı konu. O zaman SSCB benzeri kendi oligarkları hayata geçmiş olacak. Körfez sermayesini çekerse şayet Erdoğan, yarışı bir anlamda kazanmış oluyor ancak KÖrfez'in sanayici olma gibi bir derdi yok. Enerji dışında ithalata bağlı ekonomileri.
El Şara'nın Hayali Mümkün mü: Oligarşiyi Ortadan Kaldırmak Pratik Olarak İmkansızdır
Oligarşiyi ortadan kaldırmanın, teorik olarak mümkün olsa da, pratik olarak imkansız olduğuna inanıyorum. Gerçek dünyada, bu yapılamaz.
Oligarşinin insanlık durumuna özgü olduğuna, tıpkı şehvet, öfke, açgözlülük, açlık ve diğer temel insan zaafları gibi biyolojik olarak içimize kodlandığına inanıyorum. İnsan olmadan önce bile bunlara sahiptik. Maymun atalarımız olan Australopithecus'ların bile neredeyse kesinlikle kaba bir oligarşi biçimi vardı ve Afrika'dan çıkan ilk hominidler bunu yanlarında götürdüler ve zamanla daha da geliştirdiler.
Deneysel sınıfsız anarşik komün tipi toplumlarda bile, topluluk yeterince büyüdüğünde veya yeterince uzun süre devam ettiğinde bir tür oligarşi ortaya çıkar.
İnsanlığa özgü zaaflarımızdan biri olarak, ondan yoksun bir toplum yaratamazsınız. Tıpkı şehvetten, açgözlülükten, kıskançlıktan, tembellikten veya öfkeden arınmış bir toplum yaratamayacağınız gibi.
Yapabileceğiniz tek şey, bunların her zaman var olacağını kabul etmek ve toplumunuzu, bu şeylerin aşırı ifade edilmesinden kaynaklanan zararların ve hasarların bir dereceye kadar hafifletilebileceği, kontrol altına alınabileceği veya sınırlandırılabileceği şekilde yapılandırmaya çalışmaktır.
Oligarşiyi ortadan kaldırma ve sınıfsız bir toplum yaratma vizyonunun pratikte imkansız olduğunu düşünüyorum. Bu hayvan türüyle bu yapılamaz. Daha doğrusu, ancak çok küçük ölçekte ve hatta o zaman bile ancak tamamen ideolojik olarak bu çabaya adanmış bir nüfusla çalışıldığında başarılabilir. Fikirlerin, görüşlerin ve bir davaya bağlılık derecelerinin organik bir dağılımına sahip herhangi bir doğal nüfus veya ideolojik saflığın korunamayacağı kadar büyük herhangi bir nüfus, böyle bir sistemi başarıyla uygulayamaz. Bu asla gerçekleşmeyecektir.
(Bkz: https://www.reddit.com/r/PoliticalDebate/comments/1ohiy0q/eliminating_oligarchy_is_functionally_impossible/)
Suriye Ekonomisinin Yeniden İnşası: Teşhis, Yol Haritaları ve Politikalar
11 Mart 2026
Arab Progress
Çatışma Sonrası Döneme Yapısal Bir Yaklaşım
Ömer Saeed tarafından hazırlanan Politika Belgesi – Politika Geliştirme Merkezi – Şam
⸻
Yönetici Özeti
Suriye ekonomisi bugün, son on yıllarda orta gelirli ekonomilerin yaşadığı en derin ekonomik krizlerden biriyle karşı karşıya. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tahminlerine göre, Suriye'nin GSYİH'si 2010 yılından bu yana %60'tan fazla daraldı; BM tahminleri ise savaşın neden olduğu toplam doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıpların 400 milyar doları aştığını gösteriyor. Dahası, BM ajanslarının verilerine göre (UNDP, ESCWA), nüfusun %85'inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Ancak Suriye'nin ekonomik krizi yalnızca silahlı çatışmanın etkileriyle açıklanamaz. Suriye ekonomisi, on yıllar boyunca birikmiş yapısal dengesizliklerle zaten savaşa girmişti; bunların en belirginleri düşük sanayi verimliliği, aşırı büyük kamu sektörü, petrol, fosfat ve havale gibi rant temelli kaynaklara bağımlılık ve zayıf ekonomik ve düzenleyici kurumlardı.
2011'den beri süren silahlı çatışma, istikrarlı bir alternatif üretmeden bu ekonomik modelin çözülmesini hızlandırdı. Sonuç olarak, Suriye'de sınırlı bir kayıtlı ekonomi, büyük bir kayıt dışı ekonomi ve yasadışı faaliyetlerle bağlantılı bir gölge ekonominin unsurlarını birleştiren karma bir ekonomik yapı ortaya çıktı.
Araştırma tahminleri, Suriye ekonomisinin şu anda %60 ila %70'inin kayıt dışı ekonomiye dayandığını, hane halklarının büyük bir bölümünün ise Dünya Bankası ve bölgesel ekonomik raporlara göre yıllık 1,5-2 milyar dolar olarak tahmin edilen yurtdışından gelen havalelere bağımlı olduğunu göstermektedir.
Aynı zamanda, çatışma yıllarında, özellikle uyuşturucu ve Captagon ticareti olmak üzere yasadışı faaliyetlerle yakından ilişkili, savaş ekonomisi olarak tanımlanabilecek bir yapı ortaya çıkmıştır.
Bu makale, Suriye ekonomik krizinin temelde kaynak veya finansman krizi değil, ekonomik örgütlenme ve kurumsal yönetişim krizi olduğu yönündeki merkezi bir hipoteze dayanmaktadır. Suriye, ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'na (USGS) göre yaklaşık 1,8 milyar ton olarak tahmin edilen fosfat rezervleri de dahil olmak üzere önemli doğal kaynaklara, enerji kaynaklarına, verimli tarım arazilerine ve Doğu Akdeniz'i bölgesel pazarlarla bağlayan stratejik bir coğrafi konuma sahiptir.
Dolayısıyla, Suriye ekonomisinin yeniden inşası sadece yeniden yapılanma projeleri veya sermaye girişleriyle sınırlı kalamaz. Bunun yerine, ekonomiyi düzenleyen kurumsal çerçevenin yeniden kurulmasını ve devlet, özel sektör ve toplum arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılmasını gerektirir.
Bu çalışma, Suriye ekonomisinin yeniden inşası için birbirine bağlı üç yol önermektedir:
1. Kayıt dışı ekonominin yasal ve kurumsal bir çerçeveye entegre edilmesi.
2. Katma değeri artırmak için kaynak tabanlı imalat sanayilerinin geliştirilmesi.
3. İstikrarı ve ekonomik güveni yeniden sağlamak için para ve finans sisteminin reforme edilmesi.
⸻
giriiş
Bugünkü Suriye ekonomisi, çatışma üzerine siyasi ekonomi literatüründe "merkezi devlet sonrası ekonomiler" veya "parçalanmış ekonomiler" olarak tanımlanan, devletin ekonomik faaliyetleri düzenleme kapasitesinin azaldığı ve gayri resmi yerel ve bölgesel ağların genişlediği durumun açık bir örneğini temsil etmektedir.
Son on yılda, Suriye'deki savaşın etkisi sadece ekonomik altyapının yıkımıyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda devlet ekonomik kurumlarının parçalanmasına ve yerel güç ağlarına, kayıt dışı ticarete ve insani yardım ekonomilerine dayalı alternatif ekonomik yapıların ortaya çıkmasına yol açtı.
Dünya Bankası tahminlerine göre, Suriye'nin ekonomik altyapısının yüzde 50'sinden fazlası yıkılmış veya kısmen hasar görmüş durumda; devlet ayrıca çatışma yılları boyunca doğal kaynakların önemli bir bölümü üzerindeki kontrolünü kaybetmiştir.
Aynı zamanda, ekonomik yaptırımlar ve finansal izolasyon, Suriye ekonomisinin uluslararası pazarlara ve dış finansmana erişimini önemli ölçüde sınırlamıştır.
Sonuç olarak, Suriye ekonomisi artık bütünleşik bir ulusal sistem olarak işlev görmüyor. Bunun yerine, yerel ve bölgesel ekonomik ağların üst üste binmesine dayanan çok merkezli bir ekonomik yapı olarak faaliyet gösteriyor.
Bu bağlamda, çatışma sonrası dönemdeki en önemli zorluk, devletin düzenleyici rolünü yeniden tesis ederken üretken özel sektör faaliyetlerini teşvik edebilecek yeni kurumsal temeller üzerine Suriye ekonomisinin yeniden yapılandırılmasıdır.
⸻
Önemli Gelişmeler
1. Suriye Ekonomisinin Tarihsel Dönüşümü
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Suriye ekonomisi, üretim, ticaret ve istihdamda güçlü devlet müdahalesiyle karakterize edilen merkeziyetçi bir ekonomik model içinde gelişti.
1960'lardaki millileştirme ve tarım reformları dalgalarının ardından devlet, enerji, ağır sanayi, dış ticaret ve bankacılık dahil olmak üzere kilit sektörleri kontrol eden başlıca ekonomik aktör haline geldi.
Bu model, geniş kapsamlı sübvansiyon programları ve kamu sektörü istihdam politikaları aracılığıyla 1970'ler ve 1980'lerde bir dereceye kadar sosyal istikrarın sağlanmasına yardımcı oldu.
Ancak zamanla, genişleyen bürokrasi, düşen endüstriyel verimlilik ve zayıflayan rekabet gücü gibi yapısal zayıflıklar ortaya çıktı.
Suriye ekonomisi de giderek petrol gelirlerine bağımlı hale geldi. 1990'ların ortalarında Suriye'nin petrol üretimi günde yaklaşık 600.000 varile ulaşmıştı, ancak 2011'den önce kademeli olarak günde 380.000 varilin altına düştü (BP Dünya Enerji İstatistikleri İncelemesi).
⸻
2. Çatışma Ekonomisi ve Ekonomik Daralma
2011'den beri süren silahlı çatışma, Suriye'nin ekonomik yapısında dramatik bir çöküşe neden oldu.
Dünya Bankası tahminlerine göre (2017), Suriye'deki sanayi tesislerinin yüzde 50'den fazlası yıkıldı veya faaliyetlerini durdurdu; ayrıca yerinden edilme ve kırsal altyapının tahrip edilmesi nedeniyle ekili tarım alanları azaldı.
Çatışma sırasında devlet, Suriye'nin doğusundaki birçok petrol ve doğalgaz sahası da dahil olmak üzere önemli doğal kaynaklar üzerindeki kontrolünü kaybetti.
Dünya Bankası ve UNDP tahminlerine göre, Suriye'nin GSYİH'si 2011 öncesinde yaklaşık 60 milyar dolardan son yıllarda 9 ila 14 milyar dolar arasına geriledi.
Bu daralma, üretim tabanında ciddi bir düşüşle birlikte gerçekleşti:
• Sanayi üretimi, savaş öncesi seviyelere kıyasla %70'ten fazla düştü.
• Tarımsal üretim, bazı önemli ürünlerde %40-50 oranında azaldı (ESCWA, FAO).
Savaş, milyonlarca Suriyeliyi işgücü piyasasının dışına da itti. BM tahminlerine göre, yerinden edilme, göç ve üretim sektörlerinin yıkımı nedeniyle şu anda 6 ila 7 milyon Suriyeli işgücünün dışında kalıyor.
⸻
3. Parçalanmış Ağ Ekonomisi
Yıllarca süren çatışmalar, ekonomik faaliyetin artık birleşik bir ulusal pazar içinde veya merkezi devlet yönetimi altında işlemediği, parçalanmış bir ağ ekonomisi olarak tanımlanabilecek bir ekonomik yapı ortaya çıkarmıştır.
Bunun yerine, ekonomik faaliyet, genellikle resmi düzenleyici çerçevelerin dışında faaliyet gösteren yerel ve bölgesel ağlara dağılmıştır.
Bu ekonomik ağlar şunları içerir:
1. Sınır geçişleri, kaçakçılık rotaları ve paralel pazarlarla bağlantılı gayri resmi ticaret ağları.
2. Birçok bölgede yerel gelirin önemli bir kaynağı haline gelen insani yardım ekonomisi. BM verileri, 2015'ten bu yana bazı yıllarda Suriye'ye yönlendirilen insani yardımın yıllık 4-5 milyar doları aştığını göstermektedir (UNOCHA).
3. Dünya Bankası tahminlerine göre yıllık 1,5-2 milyar dolar olduğu tahmin edilen gurbetçilerden gelen havaleler.
4. Kaçakçılık, uyuşturucu ve Captagon ticareti de dahil olmak üzere yasadışı faaliyetlerle bağlantılı kayıt dışı ekonomi.
Çeşitli ekonomik araştırmalar, Suriye'deki toplam ekonomik faaliyetin yüzde 60-70'inin kayıt dışı ekonomiden oluştuğunu tahmin etmektedir; bu oran, gelişmekte olan ekonomilerdeki tipik kayıt dışı sektör payından (genellikle GSYİH'nin yüzde 30-40'ı arasında değişmektedir) önemli ölçüde daha yüksektir (Dünya Bankası, ESCWA).
Bu gerçeklik, ulusal pazarın farklı ticaret ve finans yollarına dayanan yarı bağımsız ekonomik ağlara bölünmesini yansıtmakta olup, bu durum devletin vergi gelirlerini toplama veya etkili ekonomik politikalar uygulama yeteneğini sınırlamaktadır.
⸻
4. Savaş Ekonomisi
Yasadışı Faaliyetler
Geleneksel kayıt dışı ekonominin yanı sıra, çatışma yıllarında yasadışı faaliyetlerle bağlantılı bir savaş ekonomisi de ortaya çıkmıştır.
Araştırma raporları, özellikle Captagon olmak üzere uyuşturucu ticaretinde büyük bir genişleme olduğunu gösteriyor.
Carnegie Orta Doğu Merkezi ve Avrupa Uyuşturucu İzleme Raporları'nın (EMCDDA) tahminlerine göre, Suriye Captagon'uyla bağlantılı ele geçirilen sevkiyatların değeri bazı yıllarda 5-7 milyar dolara ulaşmıştır.
Bu olgu, savaş ekonomisinden faydalanan ekonomik-güvenlik ağlarının ortaya çıkmasıyla yakından bağlantılıdır; elde edilen gelirlerin bir kısmı yerel enerji ağlarını finanse etmek veya askeri ve güvenlik aktörlerini desteklemek için kullanılmaktadır.
Bu kayıt dışı ekonominin genişlemesi, yeniden yapılanma için önemli bir zorluk teşkil etmektedir çünkü:
• Ekonomik teşvikleri bozmaktadır
• Yolsuzluk ağlarını ve rant arama davranışını güçlendirmektedir
• Devletin gelecekte piyasaları düzenleme yeteneğini zayıflatmaktadır
⸻
5. Katma Değer Açığı
Ekonomik çöküşe rağmen, Suriye hâlâ önemli doğal kaynaklara sahip.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'na (USGS) göre, Suriye yaklaşık 1,8 milyar ton fosfat rezervine sahip.
Ancak asıl sorun, Suriye ekonomisinin bu kaynakları yüksek değerli sanayi ürünlerine dönüştürme kapasitesinin sınırlı olmasıdır.
Örneğin, fosfat, ham madde ihracatına kıyasla önemli ölçüde daha yüksek piyasa değerine sahip fosfatlı gübrelere ve kimyasal türevlerine işlenebilir.
Doğal kaynaklara bağlı imalat sanayilerinin geliştirilmesi, Suriye'nin üretim tabanını yeniden inşa etmenin en umut vadeden yollarından birini temsil etmektedir.
⸻
Suriye Ekonomisinin Yeniden İnşası için Politika Çerçevesi
Yukarıdaki yapısal teşhise dayanarak, Suriye ekonomisini sürdürülebilir ve verimli temeller üzerine yeniden inşa etmeye katkıda bulunabilecek bir dizi ekonomik ve kurumsal politika belirlenebilir.
1. Devlet Ekonomik Kurumlarının Yeniden İnşası
İlk adım, ekonomik faaliyetleri düzenleyen ve şeffaflık ile hesap verebilirliği sağlayan kurumsal çerçeveyi yeniden inşa etmektir.
Bu kapsamda şunlar yer almaktadır:
• Ekonomik planlama kurumlarının yeniden yapılandırılması
• Yatırım ve ticaret için yasal çerçevelerin güncellenmesi
• Merkez bankasının bağımsızlığının güçlendirilmesi
• İstatistiksel ve ekonomik veri sistemlerinin geliştirilmesi
Güvenilir verilerin eksikliği, etkili ekonomi politikaları tasarlamanın önündeki en büyük zorluklardan birini temsil etmektedir.
⸻
2. Gayriresmi Ekonominin Aşamalı Entegrasyonu
Kayıt dışı ekonomi, ekonomik faaliyetin yüzde 60-70'ini temsil ettiğinden, onu aniden ortadan kaldırmaya çalışmak büyük sosyal karışıklıklara yol açabilir.
Bunun yerine, kademeli entegrasyon politikaları şunları içermelidir:
• Küçük işletme kayıt prosedürlerinin basitleştirilmesi
• Resmi sektöre geçiş yapan işletmeler için vergi teşvikleri sağlanması
• Küçük işletmeler için resmi finansal hizmetlerin genişletilmesi
⸻
3. Üretken Temelin Yeniden İnşası
Üretken sektörlerin yeniden canlandırılması, ekonomik toparlanma için şarttır.
Bu, şunları gerektirir:
• Halep, Homs ve Şam kırsalındaki büyük sanayi bölgelerinin rehabilitasyonu
• Ekonominin omurgasını oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ'ler) desteklenmesi
• Enerji arzının ve sanayi altyapısının yeniden sağlanması
⸻
4. Kaynak Tabanlı Üretimin Geliştirilmesi
Suriye'nin fosfat rezervleri büyük bir ekonomik fırsat sunuyor.
Ancak, ham maddelerin ihracatı ekonomik değer yaratımını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.
Geliştirilebilecek başlıca sektörler şunlardır:
• Fosfat gübre üretimi
• Fosfat bazlı kimya sanayileri
• Tarımsal üretime bağlı gıda işleme sanayileri
⸻
5. Para ve Finans Sisteminin Reformu
Şiddetli para politikası bozulmaları altında sürdürülebilir ekonomik toparlanma gerçekleşemez.
Başlıca reformlar şunlardır:
• Kademeli döviz kuru birleştirme
• Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması
• Verimli finansman araçlarının genişletilmesi
• Finansal sisteme olan güvenin yeniden sağlanması
⸻
6. Savaş ve Yasadışı Ekonomiyle Mücadele
Yasadışı faaliyetlerle bağlantılı kayıt dışı ekonomi, yeniden yapılanmanın önündeki en büyük engellerden birini temsil etmektedir.
Bu nedenle politikalar şunları içermelidir:
• Gümrük ve mali denetimin güçlendirilmesi
• Kara para aklama karşıtı mekanizmaların geliştirilmesi
• Sınır bölgelerinin resmi ekonomiye entegre edilmesi
⸻
Sonuçlar ve Senaryolar
Suriye ekonomisinin yapısal bir incelemesi, mevcut krizin yalnızca savaşın doğrudan bir sonucu olmadığını göstermektedir. Aksine, bu kriz, on yıllarca süren merkeziyetçi müdahale, rant temelli bağımlılık ve zayıf kurumlar tarafından şekillendirilen bir ekonomik modelin çöküşünü yansıtmaktadır.
Savaş, ekonomik krizi doğrudan yaratmamış, daha ziyade mevcut ekonomik yapının kırılganlığını ortaya çıkarmış ve çöküşünü hızlandırmıştır.
Bu dönüşüm, zayıf bir kayıtlı ekonomi, geniş bir kayıt dışı sektör ve yasadışı faaliyetlerle bağlantılı bir gölge ekonomiyi birleştiren karma bir sistem ortaya çıkardı.
Dolayısıyla, çatışma sonrası dönemdeki en önemli zorluk, Suriye ekonomisini piyasaları düzenleyebilen ve yatırımları verimli sektörlere yönlendirebilen bütünleşik bir ulusal kurum olarak yeniden inşa etmektir.
Makale, Suriye ekonomisinin geleceğine ilişkin üç olası senaryoyu özetliyor:
Birinci Senaryo: Parçalanmış Ekonominin Devamı
Derin kurumsal reformlar yapılmadığı takdirde, Suriye ekonomisi kayıt dışı ticaret, havaleler ve gölge ekonomi tarafından domine edilen parçalı ağ modeli içinde işlemeye devam edecek ve bu da sürekli olarak zayıf büyüme, yüksek yoksulluk ve işsizlik seviyelerine yol açacaktır.
İkinci Senaryo: Sınırlı Kademeli Reform
Finansal sistemde ve ekonomi politikalarında yapılacak kısmi reformlar, ekonomik performansta mütevazı iyileşmelere yol açabilir, ancak devlet ile özel sektör arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan daha geniş kapsamlı kurumsal reformlar olmadan etki sınırlı kalacaktır.
Üçüncü Senaryo: Ekonomik Devletin Yeniden İnşası
Bu senaryo, en iddialı ve en karmaşık yolu temsil etmektedir. Kayıt dışı ekonominin entegrasyonu, üretken sektörlerin geliştirilmesi, kaynak tabanlı imalat sanayilerinin kurulması ve para ve finans sisteminin reformu da dahil olmak üzere kapsamlı kurumsal reform gerektirmektedir.
Bu yolun başarısı, sürdürülebilir büyüme sağlayabilen, istihdam yaratabilen ve sosyal istikrarı yeniden tesis edebilen bir Suriye ekonomisi inşa etmek için hayati önem taşıyacaktır.
(Bkz: https://www.arabprogress.org/en/rebuilding-the-syrian-economy-diagnosis-pathways-and-policies/)
Yaptırımların Kaldırılması ve Ekonomik Yeniden Yapılanmanın Başlangıcı
INSS Insight No. 2070, 14 Aralık 2025
İlk bakışta, El-Şara yönetimindeki Suriye, temkinli bir ekonomik toparlanma yoluna girmiş gibi görünüyor. Amerika'nın El-Şara'ya verdiği destek, diğer şeylerin yanı sıra, Caesar Yasası kapsamında uygulanan ABD yaptırımlarının tamamen kaldırılmasıyla sonuçlandı. BM Güvenlik Konseyi'nde, varlık dondurmalarının hafifletilmesi ve silah kısıtlamalarının değiştirilmesi konusunda görüşmeler sürerken, küresel şirketler, bankalar ve dijital ödeme platformları kademeli olarak Suriye pazarına geri dönüyor. Buna paralel olarak ve Katar ve Türkiye'nin yardımıyla, Suriye rejimi enerji altyapısının rehabilitasyonunu ve çeşitlendirilmesini ilerletiyor, gaz ve petrol ithalatı için yollar açıyor ve yerel üretimi yeniden başlatıyor; tüm bunların amacı, düzenleyici rahatlamayı somut ekonomik büyümeye dönüştürmek: daha fazla elektrik saati, iyileştirilmiş üretim koşulları, yeni işlerin yaratılması ve yaşam maliyetinde bir nebze rahatlama.
Ancak, bu yüzeyin altında, hâlâ büyük ölçüde dış sermayeye, yakıt ithalatına, temel girdilere ve kuraklıktan ciddi şekilde zarar görmüş bir tarım sektörüne bağımlı bir ekonomi yatıyor. Şam'daki politika yapıcılar, enflasyonu kontrol altında tutmadan, ücret artışları, mültecilerin geri gönderilmesi ve sübvansiyonların azaltılması gibi artan talep baskılarıyla başa çıkmak zorundalar. Bu kırılgan temeli daha da kötüleştiren şey, yaklaşık 25 milyar dolarlık beyan edilen yatırımlar için yapılan mutabakat zaptlarının haritalandırılmasıdır; bu haritalar, nispeten güvenilir bir yatırımcı grubunun yanı sıra, şeffaflıktan yoksun ve herhangi bir finansal veya profesyonel kapasite göstermemiş çok daha büyük bir şeffaf olmayan şirket kümesini ortaya koymaktadır. Altyapı piyasası, açık ihaleler veya anlamlı bir durum tespiti olmaksızın, deneyimsiz kuruluşlara devasa projelerin verilmesiyle karakterize edilir; bu, yeni bir reform ve yeniden yapılanma söylemiyle örtülmüş olsa da, "kayırmacılık ekonomisi" modelinin doğrudan bir devamıdır. Bu nedenle, asıl soru sadece Suriye'nin ekonomik toparlanmasına izin vermek için yaptırımların kalıcı olarak kaldırılıp kaldırılmayacağı değil, Şam'ın mevcut fırsat penceresini kullanarak oyunun kurallarını yeniden belirleyip belirleyemeyeceğidir: artırılmış şeffaflık, etkili denetim mekanizmaları ve yabancı yatırımlar ile altyapı ihaleleri için bağlayıcı standartlar, istikrarlı bir büyüme zemini sağlayacaktır.
(Alıntı için bakınız: https://www.inss.org.il/publication/syria-year-after/)
El Şara ve Suriye Burjuvazisi
Google Al'ın derlediği:
Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara önderliğinde Suriye hükümeti, ülkenin iş dünyası elitleriyle olan ilişkisini temelden yeniden yapılandırıyor. Esad dönemi özelleştirme ve yandaş tekel modelinden uzaklaşan geçiş yönetimi, yozlaşmış oligarkların yerine taşralı ve geleneksel tüccarları entegre ediyor. Esad Dönemi Burjuvazisi Yandaş Kapitalizm: Esad rejimi altında, ekonomik yaşam, telekomünikasyon, bankacılık ve gayrimenkulde karlı tekelleri kontrol eden rejim içindeki kişiler ve akrabalardan oluşan sıkı bir klik tarafından domine ediliyordu. Taşralıların Marjinalleştirilmesi: Zengin Şam ve Halep iş elitleri bu neoliberal politikalar altında refah içinde yaşarken, kırsal ve taşralı tüccarlar marjinalleştirildi ve bu durum, 2011 ayaklanmasına yol açan derin sosyoekonomik şikayetleri körükledi. El-Şaraa Hükümeti ve Ekonomik Politikası Tekellerin Ortadan Kaldırılması: El-Şaraa yönetimi, Esad ailesinin güç modelini ortadan kaldırmak için agresif bir şekilde hareket ederek, "Suriye Kalkınma Vakfı" gibi kuruluşları resmen yeniden yapılandırdı ve rejim dönemi finans devlerini devre dışı bıraktı. Gücün Yeniden Dengelenmesi: Yeni hükümet, bağımsız ve geleneksel tüccar sınıflarını ulusal ekonomiye entegre etmeye çalışarak, ekonomik temeli mafya tarzı kayırmacılıktan uzaklaştırıyor. İç ve Dış İlişkiler Teknokratik Yönetim: Geçiş hükümeti büyük ölçüde teknokratiktir ve ekonomiyi istikrara kavuşturmak ve iç savaşla harap olmuş bir ülkeyi yeniden inşa etmek için yabancı yatırım çekmek üzere tasarlanmıştır. Batı ile Yeniden İlişki Kurma: Pragmatik bir yol izleyerek ve yönetimi çoğulculuğu benimseyecek şekilde reforme ederek, El-Şara yönetimi, Washington'da toplantılar düzenlemek de dahil olmak üzere Batı ile ilişkileri normalleştirmeye başarıyla başladı. Ulusal Uzlaşma: Hükümet, Kürtlerin kontrolündeki kuzeydoğuyu hükümet bünyesine katmak ve ülkeyi istikrara kavuşturmak için eşit hakları garanti altına almak üzere Suriye Demokratik Güçleri (SDF) ile tarihi entegrasyon anlaşmaları imzaladı. Yönetimin yapısı hakkındaki en son resmi güncellemeleri Wikipedia'nın Suriye geçiş hükümeti portalı aracılığıyla takip edin veya Chatham House'da daha geniş jeopolitik geçiş hakkında bilgi edinin. 9 site Yeni Suriye - El-Şara'nın İktidara Yükselişinden Bir Yıl Sonra - INSS14 Ara 2025 — Cihatçı geçmişine rağmen, el-Şaraa kendisini ulusal, pragmatik ve devlet adamı niteliğinde bir lider olarak sunmaya çalışıyor. Şimdiye kadar, geçiş... www.inss.org.il Neoliberal ekonomik politikalar zorunlu göçün temel nedeni olarak... Suriye'nin daha açık bir piyasa ekonomisine geçişi hedefleyen geniş bir yelpazedeki liberal ekonomik reformları benimsemesinin nasıl olduğunu göstermeye devam ediyorum... Ulusal Sağlık Enstitüleri (.gov) Suriye: Ayaklanmanın Sosyal Kökenleri. - Rosa-Luxemburg-Stiftung Neoliberal Politikalar ve Despotik Genişleme Neoliberal politikalar ve derinleşen özelleştirme süreçleri yeni tekeller yarattı... Rosa-Luxemburg-Stiftung Eski cihatçı Ahmed el-Şaraa'nın nasıl sona erdiği... 13 Kasım 2025 — Hükümet ve Uluslararası İlişkiler Okulumuzdan Dr. William Plowright, Ahmed el-Şaraa'nın olağanüstü yolculuğunu değerlendiriyor... Durham Üniversitesi Tümünü göster
Suriye Yeni Türkiye'nin Prototipi mi Olacak? Labratuarı mı Türkiye'nin? Suriye Burjuvazisi Üzerinden El Şara'yı Okumak Sayısı
Türkiye ve Suriye İLişkisi ve Suriye Burjuvazisi Üzerinden El Şara'yı OKumak
Eren Deniz (Tol) Göktürk: 1919-1923 Dönemi Türk Milliyetçilikleri
1. TBMM'de 2.Grup olarak örgütlenmiştir.
2. Osmanlı modernleşmesinin mirasçılarıdır. Bu miras Dünya ölçeğinde kapitalizme entegrasyonun sağlanmasıdır. Osmanlı'nın yarı-sömürge olmasını engelleyememiş, bu süreçte kendini yeniden tanımlayamamıştır. 3. İttihat ve Terakki, kendisinden sonraki Türk milliyetçiliğinin dayanacağı temelleri tanımlamıştır. Bu Türk milliyetçiliğinin zaman zaman çok parçalı ve çelişen ögeler sunmasının da gerekçesi olmuştur.
4. 1908'de doğrudan milliyetçiliğin koşulları yoktur. Modernleşmenin kurucu bir unsuru olarak milliyetçiliği hayata geçirilebilmesi için halifeliğin kaldırılması ve laikliğin bir dayanak olarak çıkması gerekmektedir. Daha sonra bu İttihat ve Terakki dışında gelişen belirleyici koşullar içinde olmuş, milliyetçiliğe zemin hazırlamıştır.
4. Özellikle I.Dünya Savaşı içinde Arap milliyetçiliğinin takındığı tutum ve Kafkasların Bolşevikleşmesi Pan-Türkizm için ya da Pan-Turanizm için mekan ya da koşulları ortadan kaldırmıştır.
5. 1919-1923 dönemi, aynı zamanda patriarkal-geleneksel devlet sisteminin 20. yüzyıl uluslararası sistemine ve dünya kapitalist sistemine uygun bir modem-ulus-devlet kurulması çabalarının da sonuçlandırıldıgı bir dönem olmuştur. Bu çelişik durum I.Dünya Savaşı sonrası, medeniyette uluslararası olup kültürde ulusal olmak, kapitalist kalkınma modeli, modernizm yani pozitivizm olarak biçimlenmiştir. Tüm bunlar, Türk kimliği üzerinde yükselme sürecinin ilk aşamasını oluşturmuştur.
TBMM ÖNCESİ TÜRK MİLLİYETÇİLERİ
1. *Yabancı işgalleri karşısında doğrudan çıkarları çatışan toprak ağası, esnaf ve köylülerle yerel İttihat ve Terakkicilerin kurduğu Kuva-i Milliyet Örgütlenmelerine ilk örneklerden birisi Batı Anadolu'nun 21 işgal örgütünün 26 Ağustos 1919'da bir araya geldiği Balıkesir Toplantısıdır. Bu örgütler Hareket-i Milliye Komitesi adı altında bir birlik kurmuştur ve Erzurum Kongresi'yle doğrudan bağlantısı olmayan bu birlik Ankara'yla bağlantı kurmada aracı olmuştur. Bir başka örnek de Trakya ve Paşeli Müdaf-i Osmanlı Komitesi'dir ve yine Erzurum ve Sivas'da ortaya çıkan direniş hareketinden bağımsız harekettir. BU hareket Talat Paşa tarafından I.Dünya Savaşı bitmeden hemen önce kurulmuş ve çeşitli Osmanlı devlet adamları tarafından desteklenmiştir. Doğu Trakya'nın işgal edilmesi söz konusu olduğunda bağımsızlık ilan etmeyi hedeflemiş olan bu örgütlenmeye Erzurum Kongresi öncesi birlik oluşturmak için Mustafa Kemal birlik çağrısı yapmıştır. Bir başka örnek olan ve ilk kez 14 Kasım 1918'de Kars’ta toplanan Kars Islâm Şurası ise 18 Ocak 1919'da 131 delegenin katıldığı son toplantısında 18 maddelik bir anayasa oluşturmuş ve Cenubugarbi Kafkas Hükümeı-i Muvakkate-i Millîyesi (Güney-Batı Kafkas Millî Geçici Hükümeti) adıyla bir devlet kurulduğunu ilan etmiştir.
Yukarda sunulan bu örgütler işgallere karşı aldıkları kararlarda, koşullarını tanımlamak ve hedeflerini belirtmek için milliyetçi tanımlamalara yer vermişlerdir. Balıkesir Kongresi sonunda “Hedef ve gaye, vatanı kurtarmaktır" diye kararını belirtirken, metin: “Türk son zerre-i hayatını da sarf edecek ve fakat hiçbir ve tehdit karşısında, hiçbir zaman işgalleri kabul etmeyecektir” sözleriyle bitirilm ektedir. Yine Erzu rum'dan bağımsız olarak ve Balıkesir Koııgresi'nin bir devamı olarak gerçekleştirilen Harekatı Millîye ve Reddi ilhak Büyük Kongresi'nin (16-25 Ağustos 1919) sonuç beyannamesinde ise “Harekatı Millîye'nin yegâne gayesinin binbeşyüz seneyi aşan bir zamandan beri Türk ve Islâm olan sevgili memleketimizden ırkımızın düşmanı bulunan Yunanlıları lard’daıı ibaret olduğu” belirtilmektedir. Kongrece. General Milne’ye çekilen telgrafta ise Yunanlıların İzmir'i işgalinden sonra “galeyana gelen Türk ve Müslüman umumi efkarının |...] meydana getirdikleri millî kuvvetin" asıl amacının “Yunanlıların Tür ît topraklarından çıkarılmasından ibaret” olduğu belirtilerek, bu tutumun İtilaf Devlederi’ne karşı bir tavır olarak algılanmaması gerektiğinin altı çizilmektedir. Sivas Müdafaayı Hukuk Cetniyeti’nden gelen bir telgrafta “İzmir Anadolu'nun kalbi ve Müslüman Türk aleminin gözbebeğidir Anadolu ve Rumeli'nin bütün Müslüman ve Tür J; evlatlarının kalpleri sizinle beraberdir deniliyordu”. Balıkesir'den Sultanahmet mitingi heyetine çekilen telgrafta ise “İzmir Anadolu’nun kalbi ise, İstanbul’da dimağıdır. Onun tabiisi 106 uğrunda Tılrjt bütün mevcudiyetini fedaya amadedir”
2. Tüm bu ifadelerden henüz Türk kimliği ile Müslüman kimliğinin aynşunlmadıgı, ancak bu kimliklerin örneğin Yunan kimliği karşısında bir ırk olarak tanımlandığı ve Müslüman kimliğin Türk kimliği içersinde algılandığı ya da “İslâm’ı Türkleştirmek" olarak adlandırılabilecek yaklaşımlardan söz edilebilir. Sonuçta Mondros Ateşkesinden hemen sonra İşgal edilen ya da gayrimüslimlere verilmesi beklenilen bölgelerde Müslümanlık-Türfeîilk temelinde-, o bölgenin ekonomik olarak ileri gelenlerinin desteklediği ve yerel İttihat ve Terakki örgütlerinin içinde olduğu küçük boyutlu direniş merkezleri onaya çıkmıştır.
İSTANBUL HÜKÜMETLERİ VE MİLLİYETÇİLİK
1. Yerellerdeki bu direnişlere koşut olarak asıl olarak İstanbul’da “milliyetçi" bazı örgüt, parti ve cemiyetler ateşkesten hemen sonra hızla kurulmuştur. Bu örgütleri bir çatı altında toplayarak bir direniş m erkezi oluşturulm aya çalışan Millî Kongre,2 Trakya ve Anadolu’nun etnik bakımdan Türk çoğunluğa sahip olduğunun altım çizerek, bu bölgelerin Türklerde kalması gerektiğini iddia etmiştir. Bunun yanı sıra İstanbul’da Vahdet-i Millî ye Heyeti (Tunaya, T. Z., 1986: 130-151; 43 7-445),3 Kasım 1918’de kurulan Ahali İktisat Fırkası (Tunaya, T. Z., 1986: 161- 182),4 gibi daha önce görülmemiş sayıda parti, demek ve kurullar oluşmuş, kimi Türklük temelinde kimi ise Müslümanlık temelinde bir milliyetçilik kurgusu oluşturmak gereğini duymuştur (Tunaya, 1986: 1 5 0 -1 5 1 ,4 3 7 -4 4 5 ), Bu yaklaşımları gayrimüslimlere karşı alınacak tutumu belirleyen tan imla malan ile de belirginleşmekte, işgallere karşı alınacak tutum üzerinden Müslümanlık temeli ile bir araya getirilen milliyetçi bir çizginin giderek öne çıkmaya başladığı gözlenmektedir. Bunların bazıtan gayrimüslimlere karşı “çoğunluğa sahip oldukları yerlerde Ermen ti ere bağımsızlık tanınabilir," derken bazıları İse “Türk memleketinde kalacak olan gayri Türk ekalliyetlerin siyasî ve m edeni b ilcü m le hukukuna Türklerle" eşit bir biçimde sahip olması gerektiğini savunmuştur (Tunaya, 1986: 460-62, 334),
2. Bunun yanı sıra, işgal edilen bölgelerin ahalisinden olmakla birlikte İstanbul’da yaşayan ileri gelenlerinin oluşturduğu, işgallere karşı duran ve o bölgelerin Türklerde kalması gerektiğini savunan örgütler kurulmuştur.
3. 1919-1923 arası Türk milliyetçilikleri değerlendirmesi yapılırken karşılaşılan bir başka çetrefilli durum ateşkes ile ve BMM’nin kuruluşuna kadar geçen süreçte kurulan İstanbul hükümetleri ve Osmanlı siyasal kurumlan ile ilgilidir. Resmî tarih yazımına göre bu dönem İstanbul hükümetleri ve Osmanlı siyasal kurumlan derhal “teslimiyetçi ve İşbirlikçi” bir tutum sergilemişlerdir. Oysa, Erzurum ve Sivas kongreleri ile bir araya getirilmeye çalışılarak örgütlenen direniş hareketinin içinde de yer alan, işgal altında olmayan bölgelerde bulunan ve halen Osmanlı Kolordu Komutanı sıfanyla iş başında bulunan bazı komutanların da yer aldığı Heyeti Temsiiliye’nin İstanbul ve İstanbul hükümetleri ile bir biçimde ilişkisi sürmeye devam etmiştir. Hatta, İngiliz İstihbarat Servisi raporlarının birçoğunda Anadolu’da ortaya çıkan “ulusal direniş hareketinin" dönem dönem Savaş Bakanlığı tarafından desteklendiği ve hatta bir ölçüde "oradan örgütlendiği" iddia edilmiştir.
Belgelerle MHP’nin “karanlık” tarihi: Darbeler, cinayetler, anti-komünizm… / Dr. Özay Göztepe
Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nden Çıkan CHP ve MHP
Erol Mütercimler'in ifadesiyle MHP de CHP de Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nden doğmuştur. Peki Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin Siyasal Alt Yapısı Google Al'ın derlediğine göre nedir?
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin siyasal altyapısı, Mondros Mütarekesi sonrası işgallere karşı halkın direnişini örgütleyen yerel sivil hareketlerin, Sivas Kongresi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleşmesine dayanır. Bu yapı, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ilkelerini benimseyerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin (Halk Fırkası) siyasal temelini oluşturmuştur. [1, 2, 3]
Bu siyasal altyapının öne çıkan özellikleri şunlardır:
-
Sivil Örgütlenmeden Ulusal Siyasete: Cemiyetler başlangıçta bölgesel ve sivil savunma hareketleriydi. Sivas Kongresi'yle tek çatı altında toplanarak, Osmanlı Hükümeti'nden bağımsız siyasi kararlar alabilen alternatif bir otorite konumuna geldiler. [1, 2, 3, 4]
-
Kuvay-ı Milliye ve Meclis Gücü: Siyasal varlığını Kuvay-ı Milliye ruhuyla besleyen cemiyetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) açılmasıyla siyasi bir parti gibi faaliyet gösteren *"Müdafaa-i Hukuk Grubu"*na dönüşmüştür. [1, 2]
-
Temel İlkeler: "Hak, hayat, hürriyet ve istiklâl" taleplerine dayanan cemiyetin siyasal ideolojisi Misak-ı Millî sınırlarının korunması, manda ve himayenin reddedilmesi ve ulusal iradenin mutlak üstünlüğü üzerine kurulmuştur. [1]
-
Partileşme Süreci: Savaş sonrasında bu köklü siyasal örgütlenme, Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kurulan Halk Fırkası'na evrilerek modern Türkiye'nin siyasi parti sisteminin temelini atmıştır. [1]
Bu süreci detaylı incelemek ve tarihi belgelere ulaşmak için Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti Vikipedi sayfasını inceleyebilirsiniz.
GOOGLE AL'IN MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETİNİN SİYASAL ALT YAPISI VE MHP İÇİN DERLEDİĞİ:
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen ve doğrudan Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan, üniter devlet yapısını savunan ilk sivil ve siyasi direniş kurumlarıdır. MHP (Milliyetçi Hareket Partisi), bu mirası Türk milliyetçiliği, "Kızıl Elma" ülküsü ve tam bağımsızlık kavramlarıyla kendi ideolojik ekseninde sahiplenir. [1, 2, 3, 4]
Müdafaa-i Hukuk'un Temel Siyasal Nitelikleri
-
Tam Bağımsızlık: İşgallere karşı toprak bütünlüğünü ve tam bağımsızlığı savunmuştur.
-
Halk Egemenliği ve Kuva-yi Milliye: Meclis merkezli bir devletin kurulmasına zemin hazırlamıştır.
-
Üniter Devlet Yapısı: Azınlıkların ayrılıkçı taleplerine karşı Osmanlı'nın parçalanmasını reddeden millî bir duruş sergilemiştir.
-
Devletin Temeli: Daha sonra kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın (CHP) siyasal temelini oluşturmuştur. [1, 2, 3, 4]
MHP'nin Bu Mirası Sahiplenme ve Yorumlama Biçimi
MHP'nin ideolojik altyapısı, Müdafaa-i Hukuk ruhunun cumhuriyetçi ve üniter devlet değerleriyle sıkı bir bağ içindedir:
-
Millî Birlik ve Bütünlük: MHP, cemiyetlerin işgallere karşı Anadolu'yu birleştirme idealini "Milli Mutabakat" ve "Ülke Bütünlüğü" kavramlarının temeli olarak görür.
-
Devletin Bekası: Müdafaa-i Hukuk'un "vatanın bölünmez bütünlüğü" ilkesi, MHP'nin devletçi ve üniter yapıyı (Türk milliyetçiliği) koruma refleksinin tarihsel dayanağıdır. [1]
-
Anti-Emperyalizm ve Tam Bağımsızlık: Cemiyetin emperyalist güçlere karşı başlattığı Kuvâ-yi Milliye ruhu, MHP'nin NATO, AB ve küreselleşme politikalarına karşı takındığı "Avrupa şüphecisi" ve "tam bağımsız Türkiye" duruşuyla örtüşür. [1, 2]
-
Sivil Direnişten Devlet Kurmaya: MHP literatüründe, Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin sivil refleksle başlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) evrilmesi, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme iradesinin (Dokuz Işık doktrininin bir parçası olarak) somut bir kanıtı olarak kabul edilir. [1, 2, 3]
Kısacası; Müdafaa-i Hukuk ruhu, MHP tarafından CHP'nin inhisarında olmayan, Türk milletinin topyekûn anti-emperyalist ve milliyetçi refleksinin en saf hali olarak siyasal doktrinlerine entegre edilmiştir. [1]
Dr. Özay Göztepe ile Alan Medya'nın 4.Videosu
-
TEPEDEN İNMECİ, NATO VE GLADİO ÜZERİNE KURULU VURUCU GÜÇ MÜDÜR, PRAGMATİST BİR YAPILANMA MIDIR BU ANTİKOMÜNİST YÖNELİM. KÖKLERİ MÜFA-İ HUKUK'A KADAR MI DAYANIR.
-
DEVLET DE EMPERYALİST-KAPİTALİST OLMAKLA BİRLİKTE DAYANDIĞI SINIFLARIN KENDİSİYLE ÇEŞİŞEN GRUPLARINDAN OLUŞUYOR, OLİGARŞİK BİR YAPI…
-
MHP EMNİYET, TSK İÇİNDE ÖRGÜTLÜ. YARGI İÇİNDE DE ÖRGÜTLÜ.
-
GÜVENLİK BÜROKRASİ’Nİ ELİNE ALMAK TÜRKİYE’DE KURULAN BÜYÜK OYUN’DU HATIRLARSAK… BU BİR KAVGA MESELESİ SİYASİ PARTİLERİN GÜVENLİK BÜROKRASİSİNİ ELİNDE TUTMA MESELESİ. BU ÜLKEYİ YÖNETMEK DEMEK.
-
SURİYE MESELESİNDEN SONRA ÇIKMIŞTIR PKK SİLAHLARI BIRAKSIN İDDİASI (?)
-
ALTTAN KADRO YETİŞMİYOR OLABİLİR Mİ? LİDERCİKLER YOK OLMAYA BAŞLADI MI? LİDER-DOKTRİN-TEŞKİLAT. LİDER EN ÖNEMLİSİ. LİDER REKABETİ YAPISAL BİR UNSUR HALİNE GELİYOR. 12 EYLÜL SONRASI KADROLAR, KADRO YETİŞTİRME SÜRECİ 1970’Lİ YILLAR GİBİ YAŞANMADI. ÖLÜMLE İÇ İÇE YAŞAYAN MUHSİN YAZICIOĞLU GİBİ KADROLARIN BİRİKMESİ SÜREÇ ÖYLE OLMADI, ÖYLE YAŞANMADI. 12 SONRASI ÜLKÜCÜLER OCAK’LA DA DEĞİL KENDİSİYLE İLGİLİ SORUNLARI ÖNCELEDİLER.
-
ESKİ ÜLKÜCÜ MAFYALAR MHP’Yİ ZİYARET EDİYOR, ÇIKMASINI SAĞLAYAN DA BAHÇELİ. PKK KOŞULLARI VE ÜLKÜCÜLERİN BEYAZ ÇORAP GİYMEMESİ VB. DİZAYNIYLA OY PATLAMASI YARATTI.
-
KONTRGERİLLA’NIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ÜLKÜCÜ, VARLIĞI YASAL OLMADIĞI İÇİN PARA KAYNAKLARI DA YASAL DEĞİL.
-
MAFYANIN DEVLETLE ÇATIŞMAYAN AMA ÇOK DA YAKIN OLMAYAN KURALLARI, ÜLKÜCÜ MAFYAYLA HİÇBİR KURALI TAŞIMAYAN MAFYAYA DÖNÜŞTÜ.
-
TÜM KÜRT UNSURLARIN IRAK-SURİYE’DEN TASVİYESİYLE İLERLİYORLAR.
ÖZAY GÖZTEPE İLE RÖPORTAJ-ALAN
A. Ülkücüler Sayısı
Ülkücüler
Hükümetin Diğer Bileşenleri Ülkücüler ve Vatan Partililer Sayısı
Hükümetin Diğer Bileşenleri Ülkücüler ve Vatan Partililer
ÖNE ÇIKAN HABERLER
2023 yılından beri lider bir Haber Dergisi olan Dervişin Zikri, dünyanın her yerinden çok çeşitli haberleri devamlı olarak okurlarına iletmektedir. Ekibimiz öncü sektörel uzmanlardan oluşmaktadır. Tüm gelişmelerden anında haberdar olmanızı sağlamak için daima elimizden geleni yapıyoruz. Aşağıda yer alan en son haberlerimize bir göz atın.

200 TL'nin Tragedyası
Dolar 27 Lira’yı geçti, seçimden sonra hızla yükseldi. Asgari ücret ise 13.414 Lira. Enflasyon ise ENAG'a göre %128 seviyelerinde. TÜİK'e göreyse geçen yılın Ağustos ayına göre %58,94 gerçekleşti Ağustos ayı enflasyonu.
200 Lira, en yüksek para nakit olarak. Bu da 200 Lira’nın varoluşuyla gelen tragik hatası. Ama ne yapabilir, yazgısı bu, TL Ailesi’nde basılan her son para gibi. Borcunuz milyarlar bile olsa vereceğiniz para 2oo Lira’lardan oluşuyor en fazla nakit olarak. Haklılığında ısrar tragik hatayı getirir. Sonunda Kreon kazanır. Tragedya Kreon’un kazanmasıyla biter. Bu kazanım aslında Kreon hayatta kalsa bile tragik kahramanın ölümü ve Kreon’un aslında sevdiklerini kaybedişiyle başka şekilde ölüşüdür. Katarsise gelince hepimiz 2oo Lira’yla özdeşleşmiş durumdayız, alım gücü 50 Lira seviyesinde olsa da. Ceza alması, 200 Lira’nın ölümü vatandaşın sağalmasını sağlayacak. Elindeki en büyük para ölmüş, yerine 500 Lira geçmiş olacak 200 Lira’nın bir zamanlar ki değeriyle.
Sanki, Antigone 200 Lira. Savaş meydanında ölen 100 ve 50 Lira’ların (kardeşlerinin) gömülmesini istiyor. (Cenaze törenini hak edemeyen bir para olabilir mi? Her para, kutsal olduğu için gömülmelidir.) Kreon Erdoğan ise, karaborsa, devalüasyon, dış güçlerle (sık sık vurguladığı gibi), 5-10 Lira değerine düşen 50 ve 100 Lira’yı savaş meydanında kurdun kuşun parçalayarak yemesine bıraktı. TL’nin TC tarihi boyunca ABD Doları’yla ilginç yazgısı, 200 Lira’nın da peşini bırakmıyor. 200 Lira sonunda intihar edecek. Üstelik Kreon Erdoğan’ın 500, 1000 Lira’yı basmak istememesi yüzünden hepten ölecek.
Antigone’yi hatırlayalım. Antigone’ye Kreon’un oğlu aşıktır ve nişanlıdırlar da. Başlangıçta Antigone’yi savunur, umutsuz bir geri dönüş cezasından istemiyle Kreon’la konuşur. Kardeşinin gömülmesini isteyen Antigone tek başına bir mağaraya kapatılıp ölüme terk edildiğinde intihar eder, Kreon’un oğlu da. Ekonomi Bakanı Mehmet Şahin de, Maliye Bakanı olarak enflasyonun düşme sözünü veremese de, Erdoğan Ekonomisi’nden dönmeye çalışarak TL’yi kurtarmaya çalışmaktadır. 200 Lira intihar ettiğinde, ki bir mağarada tek başına ölüme terk edilmiştir, Mehmet Şahin de intihar edecektir kaçınılmaz olarak. Kreon Erdoğan, 200 Lira’nın üzerini para basmamakta ısrar edişinden vazgeçtiğinde 200 Lira da yoktur, Mehmet Şahin de.
200 Lira, canlıyken Hades’e gönderilen ilk ölümlü paradır 21 yıllık AK Parti tarihi içinde. Henüz hayatta ve Kreon’la kavga etmektedir. Bir tarih vermek gerekirse 1-1.5 yıl içinde intihar edecektir. Tanrıların buyruğunu yerine getirdiği için mutludur ama ölüm kolay değildir. 100 Lira’nın yerini almış, gömmüştür bir anlamda 100 Lira’yı ve 50 Lira’yı çoktan. Bu Kreon tarafından affedilmez. Kaçınılmaz olarak 50 Lira değerine düşen 200 Lira, 20-10 Lira değerine düştüğünde ve bunu koruduğunda, TL Aile’sinin yazgısını yaşayacaktır. Kavga 1-1.5 yıl daha sürer, sonra oyun biter. Karaborsacılar, dış güçler artık rahat edebilir. Seçim erken olmayacaksa da bir yenilgi yaşayacaktır Kreon Erdoğan.

Okçu Ustası Kılıçdaroğlu
Bir arkadaşım anlatmıştı bu fıkrayı: En iyi okçu ustası ok atmayı bilmeyendir. Fıkra burada bitiyor. Kılıçdaroğlu da ‘Sağ mı kaldı, sol mu kaldı’ değişiyle ok atmayı bilmeyen en iyi okçu ustası oldu. Eğer işçinin emeğini almasında, hakkının hayata geçirilmesinde sorun varsa, sol da sağ da söz konusu. “Hak, hukuk’tan bahseden Kılıçdaroğlu, işçi sorununu da unutmuş görünüyor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkı, Aristoteles gibi söylersek “En iyi sendika göklerdedir’le çözülemiyor. Kapıcıları örgütlemeyi düşünen Kılıçdaroğlu muhbir mi bilinmez ama, ülkücü, İslamcı sendikalar da göz önüne alındığında fişlenmiş vatandaş öneriyor halka. Ayrıca “Devleti milletin denetleyeceğini” söyleyerek ve vadederek yabancı ülkelerin de kaçınılmaz olarak TC’yi denetleyebileceğini söylemiş oldu. Şeffaf devlet değil halk tarafından denetlenen devlet, devlet sırlarının ifşası, Kılıçdaroğlu’nun seçim vaatlerinden biriydi.
AB, Amerika Komisyonları, Gençlik ve Kadın Kolları’ndan oluşan CHP, bu haliyle lümpen parti. Geriye faşist olduğunu ilan etmek kaldı.
Ne olacak CHP’nin hali. Altı oku olan, sürekli devrim ilkesini sağ mı kaldı sol mu kaldı’yla ortadan kaldıran Kılıçdaroğlu işçi, köylü ve memur’dan oy istedi. 8’li masa da oldukça ilginçti: Asena ve DYP’li Meral Akşener’in İYİ Parti’si, DYP, Mühendis olup Ekonomi de Yüksek Lisans yapınca en iyi ekonomist olan light motif, sürekli önümüze gelen, kişi başı hasılanın 1o.ooo Dolar oluşuyla Babacan yani DEVA ve utanmadan düşük profilli Başbakan dedikleri Davutoğlu yani Gelecek Partisi ve 28 Şubat’ta tankları yürüttükleri bir zamanların Refah Partisi’nin ve Sivas Katliamı sırasında Belediye Başkanı olan Karamolloğlu, Yeşil Sol Parti ve Suriyelilerin gönderilmesini isteyen, beyanatlarında ötekiye düşman, havadan nem kapan Zafer Partisi.
En iyi okçu ustası Kılıçdaroğlu ise ok atmayı bilmemesine rağmen seçimleri yine kaybetti. Bir zamanlar ulusalcı olan kanat yokken, sosyal demokrat kanat da -ki öyle biliniyor parti olarak- CHP’yi terk etti ihraçlarla ve küskünleşerek ve Ülkü Ocakları Eski Başkanı’nın da üye olduğu parti oldu. Sosyal Demokrat mı kaldı, Atatürk mü kaldı diyerek, oku olmayan okçu ustası Kılıçdaroğlu 2023 seçimlerinden yenildi ama zaferle ayrıldı. CHP’nin oyu %28’lere yükseldi, ki TBMM’ye giren milletvekili oranı %21’di bir önceki seçimde. Eski oy oranı %25,06’yı hatırlayacak olursak %3 puanlık artış, Kılıçdaroğlu’nun ok atmayı bilmemesinden kaynaklanıyor. Ambleminde 6 oku olan CHP, ok atmayı bilmeyen Kılıçdaroğlu’yla %3 puan yani 1.5 milyon insanı etkileyerek yükseldiyse, CHP biraz daha ne yaptığını bilmez olduğunda kesin seçimi kazanacaktır. Belediye Seçimleri’nde Belediye Başkanları yarışacağı için belediyelerini korusa da bu genel seçimler için bir şey söylemek, bir 5 yıl sonrası için projeksiyon yapmak doğru olmaz. Biraz daha saçmalaması 2028 seçimlerinde beklediğimiz şey. Kolay gelsin Kılıçdaroğlu.
Gelecek Sayı
Ezilen Kadınların Öfkesi
Gericiliğe Bakış ve İslam Aydınlanması
Gelecek İç Savaş mı, Askeri Darbe mi Geliyor
Kitap Tanıtımları
Ahmet Ümit'in Yazarlığı
Politik Fıkralar
Pratik Yemek Tarifleri, İçki ve Meze Yapımları
Editör'den Birkaç Söz...
Sona yaklaşmış bulunuyoruz. Çağ; savaşlar, emeğin düşük satın alındığı enflasyonların çok olduğu bir çağ. Mutlu günler yaşadıysak da artık eskide kaldı. Çalışma yaşamı, ekonomik ağır yük, ders yükü genç kuşak için, orta yaşlılar için çocuklar... Mutluluk uzak. Çocuklar bile güldürmüyor bizi. Devrim yapmanın sırası. Bunu fısılda. Birine, birilerine "Devrim yapmanın sırası" de. Arkadaşlarınla devrim yap, sonra milyonlar birleşir belki. Bunun şaka olmadığını bil. Gül, para harca harcayabiliyorsan bu ekonomik koşullarda, paylaş. Çalış ve çalışmayı bırak kendi isteğinle. Bir iş yerine 350 kişi başvursa da çalıştığın iş yerinde onursuz bir iş yaşamı varsa ve hakların çiğneniyorsa gemileri yak. Tembel olmayı seç. İnsanlara yardım et. Özgür olmayı düşle. İşçilerle omuz omuza ol ve bir zamanlar işçi olduğunu unutma biraz durumun düzeldiğinde -nasıl'ı olur-, sonra yine işçi olacağını… Kaç alabildiğince… Yanına kitap, dergi, gazete almayı unutma kaçarken. Ve bizim yanınızda olduğumuzu...
Saygılarımızla,
Dervişin Zikri haber Dergisi Editörü

DERVIŞIN ZIKRI HABER DERGİSİ
Bu Haber Dergisi üzerinde çalışmaya tek bir hedefle başladık: Okuyuculara en sevdikleri konularda iletişim kurabilecekleri bir platform sağlamak. Kapsayıcı olmaya ve kişisel veya profesyonel ilgi alanlarınızla ilgili konulara odaklanmaya çalışıyoruz. Özel hikayeleri doğrudan kaynağından sunmak için aralıksız olarak çalışıyoruz Özenle seçtiğimiz yazılara aşağıdan göz atın.













